Kürtler ve generaller (Ahmet Altan 26.01.2010 - Taraf Gazetesi)

ercan tarafından yayınlanmıştır 29. Ocak 2010 18:27
Biz önce generallerden başlayalım.

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ “Balyoz planıyla” ilgili konuştu ama doğrusu ben ne dediğini gene pek anlamadım.

Bu planı araştırıyorlarmış.

Ben öyle “muğlâk”, ortadan konuşmaları sevmem, öyle de konuşmam, netlikten, açıklıktan yanayım.

Birinci Ordu’da hazırlanan “darbenin” cami yakmak gibi korkunç planlarının “harekât emirleri” var, bu emirleri hazırlayan subayların isimleri var, bu harekâtta görevlendirilen personelin isimleri var ve bu emrin yazıldığı “bilgisayarın” kimliğine ait bilgiler var.

Biz bu harekât emrini ve içindeki isimleri açıkladık.

Böyle başka planlar da bulunuyor, onlarda da “görevlendirilmiş” personelin isimleri yazılı, onların da çıktığı bilgisayarlar belli.

Genelkurmay’ın elinde bu harekât planları yoksa verelim.

Varsa kendileri baksınlar.

O harekât planlarında isimleri yazılı olan subaylar sağ, bir kısmı hâlâ görevde, çağırıp onları, sorsunlar.

Ya diyecekler ki “bu planlar maalesef hazırlanmış, sorumlularını yargıya havale ediyoruz”.

Ya da diyecekler ki, “o planları o subaylar hazırlamamış ama Birinci Ordu’daki bütün bilgisayarlara girilmiş, ayrı ayrı bilgisayarlarda ayrı ayrı emirler yazılmış ama ne Birinci Ordu ne de Genelkurmay, harekât bölümlerinin, komutanlarının, subaylarının resmî bilgisayarlarının başkaları tarafından ele geçirildiğini fark edebilmiş.”

İki ihtimal var, ya Birinci Ordu darbe planı hazırladı ya da Birinci Ordu “düşmanlar” tarafından gizlice zaptedildi ama kimse fark edemedi.

Hangisi?

Lafı uzatacak, ezecek, büzecek bir şey yok.

Durum net, belge net, soru net.

Ama cevap net değil.

Sarıkamış’ta binlerce askerin Enver Paşa’nın zekâsız çılgınlığı sonucu öldüğünü yıllarca bu halktan saklayan “gazetecilerin” bugünkü uzantıları olan küçük çakallarını bizlere, ailelerimize saldırtmak, bizi bu soruları sormaktan vazgeçirmez.

Küfürlerle, gürültülerle, aşağılık oyunlarla olayı saptırmalarına izin vermeyiz.

Onun için kurtuluşu buralarda aramayın.

Net ve açık konuşun.

Bu arada, “TSK’nın sabrının sınırı” olduğunu söyleyen Orgeneral Başbuğ’a şunu da sormak istiyorum.

Ne olacak sabrınız tükenirse?

Vurduracak mısınız, tutuklatacak mısınız, gazeteyi mi kapattıracaksınız?

Bu ne biçim konuşma?

Türkiye’nin “hukuk sistemini” sizin sabrınızın ölçüleri mi belirliyor?

Vazgeçin bu tehditlerden.

Ben yaşlı bir adamım, ölüm bana kapı komşusu artık, bir gün önce bir gün sonra hesabı yapacak halim yok, bu tehditlere aldırmam, sizin “aferininizi” almak için paçamda dolaşan solucanlarınızın yapışkan ıslaklığından iğrensem de, çok kızarsam elimin kirlenmesine aldırmaz onları da avucumun içinde ovalayıp parçalarım.

Bunları boşverin de siz işinizi yapın, darbe planları hazırlayanları ortaya çıkartıp yargıya sevk edin.

Ordunun içindeki bu “darbeciler” yüzünden biz asıl konuşmamız gereken konuları konuşamayız.

Neşe Düzel, Adil Gür’le muhteşem bir konuşma yaptı, Gür sadece siyasetteki son durumu değil, yaptığı araştırmalar sonucu belirlediği Kürt halkının eğilimlerini, isteklerini de açıkladı.

Gür’ün araştırmasına göre DTP’lilerin yüzde seksene yakınının istemesine rağmen partili olmayan Kürtlerin büyük çoğunluğu “özerklik” istemiyor, Kürtlerin özerkliğini en çok destekleyenler “beyaz” Türkler.

Gür’ün araştırmasını temel aldığımızda, en azından ilk adım için “demokratikleşmenin”, Kürtlerin eşit vatandaşlar olmasının sağlanmasının “Kürt sorununu” büyük ölçüde çözebileceğini görüyoruz.

Dağdaki PKK’lılar için getirilecek bir af da ortamı çok rahatlatacak.

“Ayrılmayı, bölünmeyi” bir yana bırakın “özerkliğe” bile isteksizce yaklaşan Kürtlerle Türklerin nasıl bir sorunu var o zaman?

“Demokratikleşmeye” karşı çıkan Türkler, hep “ülkeyi bölecekler” mazeretinin arkasına sığınıp her türlü gelişmeyi engellemeye uğraşıyorlardı.

Hükümet de onların bu “temelsiz” çıkışlarından korkup geriliyordu.

Bunun yanlış bir korku olduğu anlaşılıyor.

Türkiye, yeni ve çağdaş bir düzen kurabilir kendisine, Türklerle Kürtlerin eşit olduğu, Avrupa standartlarını oluşturmuş, askeri kışlasına göndermiş, halkın iradesini parlamentoya yansıtmış, dindarların inanç özgürlüğüne, dinsizlerin yaşama biçimine saygılı, fikir özgürlüğünü kısıtlamayan, barış içinde bir ülke kurabiliriz.

“Yanlış korkularla” gelişmeleri engellemeye kalkanlara aldırmadan yürüyecek bir hükümet bu sorunları çözer.

Çözmeli de.

Bıktık usandık bu sıkıntılı, baskılı, kasvetli hayattan.

Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun

  • Currently 0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Köşe Yazarlarından

MHP’de semah var, 10. yıl var, katsayı yok!

ercan tarafından yayınlanmıştır 14. Aralık 2009 03:43

Ali İhsan Karahasanoğlu'nun 14.12.2009 Tarihli Köşe Yazısıdır.

MHP’nin düzenlediği miting, dün yapıldı.
Semah gösterileri ile, Alevi kardeşlerimize bir sinyal çaktılar.
10. Yıl Marşı ile, Kemalistlere bir sinyal çaktılar.
Ama bu ülkenin gerçek mağduru İmam Hatiplilere bir sinyal yok.
Kendi iktidar dönemlerinde İlahiyat Fakülteleri’ne kadar yaygınlaştırılan başörtüsü yasağının mağdurlarına bir sinyal yok..
Hatta çaktırmadan laf sokuşturma var.
“Şeyh Said bozuntuları”ndan kasıt ne idi acaba?
Neydi ki; Kürt kimliğinden ziyade, dinî yönü ağır basan Şeyh Said’i anma gereği duydu, Sayın DevletBahçeli?
“Bozuntu” ifadesi de, dikkat çekici tabiî!
Bahçeli’nin konuşmasının diğer bölümlerinde de net bir anlam bütünlüğü olduğunu söylemek, pek mümkün değil.
Kardeşlikten bahsediyor ama, zaten konuşmanın da, mitingin de amacı; kardeşliği sağlamak değil, birilerine meydan okumak!
Teröriste meydan okunsun.
Her zaman desteklerim..
Ama teröriste meydan okuyacağım diye, terörle hiç ilgisi olmayanlara meydan okunursa, o zaman sormak gerekir: “Sizin amacınız, hani kardeşlikti!”
Bakın, kardeşlik kavramı üzerine, ne diyor Sayın Bahçeli: “Bin yıllık kardeşlik, sona erdi. Şimdi 36 parçaya ayrılın. Okulları, camileri, mezarları, illeri ayırın. Ayrışın, yabancılaşın, çözülün, ufalanın, çatışın ve dağılın diyorlar... Bunları kabul etmemiz mümkün değildir. Camileri, okulları, televizyonları ayırmaya hakkınız yoktur.”
Kim diyor “kardeşlik bitti” diye, belli değil.. DTP’nin “Açılım bitti” sözünü kastediyorsa Bahçeli, kendisinin zaten “açılım”a karşı olduğunu unutmamalı..
Büyük ihtimalle, Başbakan’a atıfta bulunuyor Sayın Bahçeli.. Başbakan’ın bunu nerede söylediği, nasıl söylediği belli değil!..
Diğer taraftan, bu ülke için gecesini gündüzüne katan bir Başbakan’ın, böyle bir niyet içinde olduğunu söylemek de, çok büyük bir haksızlık..
Ama benim dikkatimi çeken, Sayın Bahçeli’nin bu ifadesindeki “Okulları ayırın diyorlar.Buna hakkınız yok” cümlesi..
Benim bildiğim, bu ülkede “okulları ayırın” diyenler.. Daha doğrusu okulları kendi verdikleri kararlarla ayıranlar, Başbakan ve hükümet değil.. Bu ülkede okulları ayıranlar, klasik lise-meslek lisesi diye ayrım yapıp, sonra meslek liselerini ikinci sınıf hukuki statüye lâyık görenler, hükümettekiler değil, yargıdakilerdir!
Okulları ayıran, son aktüel kararı ile Danıştay!
Danıştay’ın verdiği katsayı kararı ile okullar ayrıldı..
Ben beklerdim ki; Danıştay için iki çift laf etsin SayınBahçeli..
“Okulları ‘klasik lise-meslek lisesi’ diye ayrıma tabi tutmayın” desin..
Demedi..
Yargıdaki halkı bölen uygulamalara ses yok!..
Ama hükümete sıra gelince, hayâlî iddialarla suçlamaların bini bir para!..
Düşünebiliyor musunuz.. Bugün AKParti’nin son seçimde aldığı oy oranı ile, MHP’nin oy oranını topladığınızda % 50’ye geliyorsunuz..
Karşınızdaki ciddiye alınacak oya sahip olan tek parti ise, % 20 ile CHP!
Ama MHP, sürekli dile getirdiğimiz katsayı ve başörtüsü konularında tabanının benzer görüşler içinde olduğu AKParti ile dayanışma içinde olacağına, gidiyor CHP’nin politikasına paralel söylem içine giriyor...
CHP, başörtüsü konusunda bir açıklama yapıyor mu?..
Yapmıyor.. Uyanıklar çünkü.. Niye durduk yerde yasakçılık üzerine kendilerinden nefret ettirsinler. Zamanı gelince, yasakçılıklarını icra ediyorlar zaten.
MHP de suskunlukla geçiriyor, bu konudaki haksızlığı.. O da başörtüsü konusunda tek bir açıklama yapmıyor, görmezlikten geliyor haksızlığı..
Katsayı konusunda CHPne yapıyor? Mümkün olduğunca sessiz kalarak, “Zaten Danıştay, bizim yapacağımızı yaptı. Biz konuşup da tepki çekmeyelim” diyorlar..
Peki MHP ne yapıyor katsayı konusunda?..
Geçtiğimiz hafta, ‘lütfen..’ kabilinden grup toplantısında yapılan eleştirileri saymazsak, hiçbir şey.. Dünkü mitingde de, bu konunun hiç gündeme gelmemesini dikkate alırsak, CHP ile paralel politika izliyorlar diyebiliriz.
“Türkiye bölünüyor, sen katsayıya takıldın” diyebilirler.
Cevabım basit: İdam edilmesini DevletBahçeli’nin önlediği terörist Apo’ya, cezaevinde yarım metrekare fazla alan verilmesi ile Türkiye bölünmez.. Ama katsayı farklılığı ile Türkiye her yıl onbinlerce meslek lisesi mezununun üniversite hakkını elinden alıyor. Ülkeyi esas bu böler işte!

http://www.habervaktim.com/yazar/19999/mhpde_semah_var_10_yil_var_katsayi_yok.html 

Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun

  • Currently 0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Köşe Yazarlarından

'Delisin Dediler, Asıl Film Çekmesem Delirirdim...'

ercan tarafından yayınlanmıştır 4. Aralık 2009 04:01
Ahmet Uluçay: 'Delisin Dediler, Asıl Film Çekmesem Delirirdim...'
22.03.2008 / Röportaj: Yusuf Bülbül
Burada benim gibi sinemaya ilgi duyan biri olsaydı yıllar önce, inanın başlarından ayrılmazdım. Buraya film çekmeye gelmişlerdi de yanlarına yaklaşmaya korkmuştum. Onlar sanki başka bir dünyanın insanı gibiydiler benim için. Ulaşılamayan... İnanmayacaksınız; ama ben hayatım boyunca bir kez bile film seti görmüş değilim. Orada neler döner neler yapılır, kim yönetmenle ne konuşur, yönetmen oyuncuya neler anlatır görmedim. Bir film nasıl çekilir bilmem. Nasıl çekiliyor sahi?
 
Karpuz Kabuğundan yaptığı gemilerle seyirciyi dört yıl önce kendi dünyasında bir yolculuğa çıkardı yönetmen Ahmet Uluçay... Sevginin, aşkın, hüznün telini titretti gönüllerde... Kimi kendini buldu, kimi çocukluğunu gördü beyazperdede. 'Ya ben, ben ne yapacaktım da yapamadım?' sorusu kurcaladı seyircilerin zihnini. Bazıları koltuğundan bile kalkamadı; filmin bittiğini başkaları fısıldadı kulağına. Burada bitmemeliydi film, bir şeyler yarım kalmıştı sanki... Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak ile hafızalarda unutulmaz güzellikler bırakan Ahmet Uluçay, bu kez de Bozkırda Deniz Kabuğu ile yeni yolculuklara çıkarmaya çalışacak seyirciyi. Türkiye'den ve uluslararası pek çok festivalden onlarca ödül alan yönetmen, Bozkırda Deniz Kabuğu'nun kış çekimlerini geçen haftalarda bitirdi. Yaşadığı sağlık sorunlarına rağmen hâlâ gözü ufukta Uluçay'ın. Mayısta yaz çekimlerine başlayıp filmi yıl sonuna yetiştirmeye çalışacak. Kendisine "Delisin..." diyenlere cevabı, "Film çekeceğim dedim, delisin dediler. Asıl çekmesem delirirdim!" oluyor. Bu yolda yalnız da değil. ABD'den kalkıp gelmiş bir yapımcısı var, Tayfun Delice. Kıymet biliyor, Uluçay'ın herşeyiyle ilgileniyor, bir dediğini iki etmiyor.

 

Ahmet Uluçay, yeni filminin senaryosunu bozkırda dolaşırken bulduğu bir deniz kabuğundan esinlenerek yazmış. Bozkır'da Deniz Kabuğu, 60'lı yılların ilk yarısında yoksul bir Anadolu köyünde geçiyor. Trende gördüğü kızın mendil verdiği çoban Yakup'un etrafında şekilleniyor hikâye. Tabii kısa özeti bu. Esas anlatılmak isteneni ise şöyle özetliyor Uluçay: "Çocukluğumda, dağların arkasında neler olup bittiğini düşünürdüm. Gerçi hâlâ da düşünürüm. Bunu paylaşmak istedim seyirciyle." Sinema başarısının köydeki rutin hayatını değiştirip değiştirmediğini, köyde sinemaya olan ilginin artıp artmadığını sorduğumuzda cevabı ilginç oluyor: "Ne gezer Hacı Ahmet'te kav çakmağı!"

Ahmet Uluçay'a ulaşmamız (telefonunu, 11811'den bulduğumuz Tepecik köyü muhtarından aldık), sabahın köründe köy camiinin önüne dikilişimiz, rastladığımız ilk köylünün filmin oyuncularından Ahmet Tepe oluşu... Haklı olarak Uluçay'ın her anını kontrol altında tutan yapımcıyı razı edip röportaj yapabilmemiz... Bütün bunlar da en azından bir kısa filme konu olabilecek kadar ilginçti aslında. Neticede Uluçay ile çok istediğimiz görüşmeyi yapabildik ve onun azminden, heyecanından çok şey kazandık. Kendisine, yapımcı Tayfun Delice'ye, bize yardımcı olmak için elinden geleni yapan Emrah Dönmez'e ve Tepecik Köyü halkına sonsuz teşekkür... Uluçay ile söyleşimiz, Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak'ın aldığı ödüller ve uyandırdığı etkiyle başlıyor. Sonra yeni filmiyle ilgili önemli ayrıntıları, kırgınlıklarını, oyuncuları ve asıl rüyasını anlatıyor Uluçay...

İlk filminiz Karpuz Kabuğu'ndan Gemiler Yapmak çocukluğunuzdan izler taşıyordu. Çekimleri devam eden Bozkırda Deniz Kabuğunda neyi anlatacaksınız?

Genç bir çobanın, Yakup'un öyküsünü... 15-16 yaşlarında bir delikanlı. 60lı yıllarda yoksul bir Anadolu köyünde çobanlık yaparken, köyün yakınından geçen trende gördüğü bir kızın kendisine mendil vermesiyle tutulduğu sevdanın hikâyesi bu. Cinler, hayaletler olacak filmde. Körler, sakatlar, deliler ve şizofrenler de var. İnsanların gözlerini yaşartacak hikâyelerini ve karşılıksız dayanışmalarını göreceksiniz. Yalın ve güzel bir öykü. Adını yıllar önce bozkırda dolaşırken bulduğum bir deniz kabuğundan esinlenerek koyduk. Çocukluğum, var olup olmadığından, yaşanıp yaşanmadığından bir türlü emin olamadığım bu öyküler ve bu öykü kahramanları içinde geçti.

Seyirciyi yine uzaklara, çocukluğuna, hayaller dünyasına mı götürecek Bozkırda Deniz Kabuğu?

Evet kesinlikle... Ancak geri gelir mi gelmez mi bilmem. Tabii ben bunu kendim için söylüyorum. Dağların ardında neler olduğunu, denizi merak eden ve yollara düşenler vardır ya, işte Bozkırda Deniz Kabuğu'nda bunlar olacak. Bu bölgede geçen bir hikâye bu. Seyirci, ulaşılamayan bir tutkunun öyküsünü izleyecek perdede.

Uzak yerler ve dağların ardındaki bilinmeyene merak dediniz. Sizin merakınız mı perdeye düşecek?

Çocukluğumdaki hayallerim ve meraklarım diyebilirim. Dağların arkasında neler olup bittiğini ve oraların nasıl olduğunu hep merak ederdim. Bunu paylaşmak istedim seyirciyle. Allah ömür verirse arkasından birkaç film daha yapmak istiyorum. Gerçi bende senaryo çok. Bir TIR dolusu film senaryosu çıkar.

Film şu an ne aşamada, ne zaman bitecek, gösterim tarihi belli mi?

Şu an kış çekimleri tamamlandı. Senaryoyu yeniden gözden geçiriyoruz. Ön hazırlık ve prodüksiyonlara yeniden başlıyoruz. Yaz çekimleri için mayıs sonuna doğru tekrar motor diyeceğiz. Filmin yaz çekimleri, yani bozkır görüntüleri tamamlanınca sene sonu itibarıyla gösterime girecek.

Bozkırda Deniz Kabuğu'nda teknik anlamda daha profesyonel isimlerle çalıştığınızı öğrendik. Peki oyuncuları yine köyden mi buldunuz?

Teknik olarak diğer filmlerimden farklı bir konsepti var. Zaten bu konsept lafını nereden uydurdular onu da bilmiyorum ya! Görsel imgeler var. Bazı görüntüler bilgisayar yardımıyla hazırlanıyor. Ancak bu, teknik özel efektler kullanılsın diye yola çıkılmış birşey değil, anlatımı da güçlendirecek bir yardımcı araç... Oldukça güzel oldu. Londra, İsviçre ve ABD'den ekipler var, birlikte çalıştığımız.

Peki oyuncular...

Filmdeki oyuncular yine benim tercihim olarak bu köyden, amatör oyuncular. Böyle bir yaklaşımımız var zaten. Yakup'u oynayan Serkan Özcan, Tavşanlı'da bir okulda çaycılık yapıyor. Ahmet Tepe ise filmde bilgeyi oynuyor. Emekli öğretmen Mehmet Gürleyen ise filmde de bir öğretmeni canlandırıyor.

Daha önceki filmlerinizde kendinize ait buluş ve efektler denemiştiniz. Bozkırda Deniz Kabuğu'nda ne tür yenilikler olacak?

Onlar sürpriz olsun, filmle birlikte görün istiyorum...

Asıl rüyanız Bozkırda Deniz Kabuğu muydu? Filmlerinizin isimlerindeki bu kabukların ve sembollerin altında ne yatıyor?

Nereden bildiniz asıl rüyamın Bozkırda Deniz Kabuğu olduğunu? Sembollere gelince, bunların altında yatanları gerçek hayatımda buldum. Mesela toprağı kazarken buldum bir seferinde. Başka yerlerde buldum. Ama buldum... Hemen söyleyeyim, bu filmler bir üçleme değil. Gayet güzel bir film olacak. Bu filmden kan çıkacak (!). Cannes Film Festivali'nde ödül alacak inşallah. Uluslararası festivallerde dolaşacağız. Güney Afrika'ya bile gitmişti ilk filmimiz biliyorsunuz.

Karpuz Kabuğu'ndan Gemiler Yapmak, herkes tarafından sevildi. İnsanlar ne buldu bu filmde?

Her şeyden önce samimiyet buldular. Samimi ve aynı zamanda evrensel... Film, anlatmak istediğini seyircinin kulağına fısıldadı adeta. Unutmadan söyleyeyim, Karpuz Kabuğundan Barbaros'un donanmasını yapmak fikrim de vardı benim...

Bir tat bıraktı izleyicide Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak. Peki sizin hayatınızda neleri değiştirdi?

Gene film yapmaya çalışıyorum. Sizin de gördüğünüz gibi. Allah nasip ederse sonuna kadar devam etmeyi düşünüyorum.

Köydeki rutin hayat değişti mi ya da sinema sevdalısı gençler çıkıp sizi ziyaret ediyorlar mı?

Yok canım, ne gezer! Bir laf vardır buralarda, Ne gezer Hacı Ahmet'te kav çakmağı! derler. 10 yaşında başladım bu işe, o zamanlar benim 8 mm'lik bir kameram olsaydı neler vermezdim. Şimdi herkesin elinde kamera... Bana deli dediler köyde. Kimse oğlunu benimle oynatmazdı. Ama şunu söyleyeyim, film çekmesem delirirdim. Zaten ben normal olmak istemiyorum.

Hayatımda bir kez bile film seti görmüş değilim

Sizin gençliğinizde sinemaya ilgi duyan birileri olsaydı siz neler yapardınız?

Burada benim gibi sinemaya ilgi duyan biri olsaydı yıllar önce, inanın başlarından ayrılmazdım. Buraya film çekmeye gelmişlerdi de yanlarına yaklaşmaya korkmuştum. Onlar sanki başka bir dünyanın insanı gibiydiler benim için. Ulaşılamayan... İnanmayacaksınız; ama ben hayatım boyunca bir kez bile film seti görmüş değilim. Orada neler döner neler yapılır, kim yönetmenle ne konuşur, yönetmen oyuncuya neler anlatır görmedim. Bir film nasıl çekilir bilmem. Nasıl çekiliyor sahi?

Çocukluğunuzda sinemaya ne kadar gidebiliyordunuz; aklınızdan çıkmayan bir sinema anınız var mı?

Olmaz mı? Yazlık sinemalar gece faaliyette olmalarına rağmen gündüz gider oradan çıkmazdım. Çingene bir çocuk vardı; yanlış hatırlamıyorsam adı Horatay'dı. Bana atalarını anlatırdı. Yazlık sinemada yatardı. Ben de ona imrenirdim. Keşke burada kalsam, derdim kendi kendime. Işıklar söner, herkes dağılır ve afişler inerdi. Sinemada gördüğüm karakterlerin, tekrar afişin içine girdiğini zannederdim.

Peki sizden başka filmler de izleyecek miyiz? Kütahya'nın ya da Tavşanlı'nın dışına çıkacak mısınız?

Yeni yazılmış değil, daha önceden yazdığım senaryolar var. Sürekli aklıma hikâyeler geliyor. Proje sıkıntımız yok. Yapım sıkıntımız da yok. Ayrıca bir şeyi itiraf etmek istiyorum: ABD'den bana film teklifi geleceği hiç aklıma gelmezdi. Çok mutlu oldum. Kültür Bakanlığı maddi destek verdi, ama çok fazla değil. Yine de verdiler sağolsunlar.

Bozkırda Deniz Kabuğu'nun galasını, filmin çekildiği Tepecik köyünde yapmayı düşünür müsünüz?

Çekim yaptığımız köyde gala yapmayı düşünüyoruz tabii ki. Ancak Kütahya'da sinema izleyicisi ve sevdalısı Erzurum'dan az. Şairler, ressamlar vardır, Kütahya sanatla iç içedir, ama sinemaya ilgi az ne hikmetse. Hüseyin İnce var mesela ressam, çok gerçekçi resimleri vardır. Ben de bir zamanlar resim çizmiştim. Ama herkes alıp götürdü, dağıttım.

Çekim serüveni de film gibi...

Ahmut Uluçay'a ulaşmamız (telefonunu, 11811'den bulduğumuz Tepecik köyü muhtarından aldık), sabahın köründe köy camiinin önüne dikilişimiz, rastladığımız ilk köylünün filmin oyuncularından Ahmet Tepe oluşu... Haklı olarak Uluçay'ın her anını kontrol altında tutan yapımcıyı razı edip röportaj yapabilmemiz... Bütün bunlar da en azından bir kısa filme konu olabilecek kadar ilginçti.

Çektiği ödüllü kısa filmlerin ardından Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak adlı ilk uzun metrajlı filmiyle İstanbul Film Festivali'nde ve katıldığı uluslararası festivallerde onlarca ödül kazanan Ahmet Uluçay, merakla beklenen ikinci uzun metrajlı filmi Bozkırda Deniz Kabuğu'nun kış çekimlerini bitirdi. Uluçay, Kütahya'nın Tavşanlı ilçesine bağlı Tepecik köyünde, aralık ayında çekimlerine başladığı filmde, yerel hayattan oldukça ilginç ve samimi öykülere yelken açmayı hedefliyor. Geçen yıllarda ağır beyin ameliyatı geçiren yönetmen bir yandan da sağlık sorunları ile mücadele etmek zorunda. Bu yüzden de çekimler pek de kolay geçmiyor. Özel olarak hazırlanmış minibüs, istediği gibi dizayn edilip hizmetine sunulmuş. Ancak biri var ki ona gereken tüm kolaylığı sağlıyor. Sadece çekimlerde değil, çekimlerden sonra da yanında ayrılmıyor. O kim diyeceksiniz? Uluçay'a, Bozkırda Deniz Kabuğu filmi için her türlü desteği veren Tersine Film'in patronu Tayfun Delice... Uluçay'ın yanından bir an bile ayrılmayan Delice, film için kalkıp ABD'den gelmiş. "Sağlık her şeyden önce gelir." diyerek, filmin çekimlerini Uluçay'ın sağlık şartlarına uydurmaya çalışıyor. Yönetmenin tüm filmlerini izlediğini söyleyen Delice, "Uluçay ile Newyork'ta tanıştık. 4. Tribeca Film Festivali'nde. Bir kaldırımın üzerine oturduk ve bana anlattı, Bozkırda Deniz Kabuğunu. Çok beğenmiştim. İletişimde kaldık ve filmi yapmaya karar verdik. Biz ABD'yi Uluçay'ın ayağına getirdik." diyor. Bozkırda Deniz Kabuğu'nun oyuncuları yine Tepecik Köyü'nden. Yakup'u oynayan Serkan Özcan Tavşanlı da bir okulda çaycılık yapıyor. Ahmet Tepe ise Uluçay'ın köyde en çok sevdiği isimlerden. Filmde bilge bir kişiyi oynuyor. Emekli öğretmen Mehmet Gürleyen de bir öğretmeni canlandırıyor. Gerçi bunları bir araya getirip fotoğraf çekmek, konuşmak neredeyse imkânsız. Birini bulduğunuzda diğerinin işi çıkıyor. Tüm olumsuzluklara rağmen Gürleyen ile Tepe'yi tarlada buluyor ve konuşuyoruz. Tabii, Tavşanlı'da çalışan çaycı Serkan Özcan'ı bulmak kolay olmuyor.

'Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak'ın oyuncuları şimdi ne yapıyor?

Hazır Tepecik köyüne ve Tavşanlı'ya gelmişken Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak'ın oyuncularını bulmadan dönmek olmazdı. Hayallerinin peşinde koşan iki gencin, filmde berber çırağı olan Kadir Kaymaz ile karpuzcunun yanında çalışan İsmail Taslak'ı soruyoruz Tepecik köylülerine. Bulmak ne mümkün! Hayat onları çoktan farklı dünyalara savurmuş. Kaymaz, Çanakkale Üniversitesi'nde ziraat okuyor. Taslak ise Tavşanlı Tepecik hattında dolmuş işletiyor. Bu arada Uluçay'ın her şeyim dediği Ahmet Tepe gezdiriyor bizi. Zaten oralarda ona Yılmaz Güney diyorlarmış. Gençliğinde çok hızlıymış Tepe. Bir senaryodan bahsediyor. Uluçay'ın babasını anlatacak film projesinde babasını kendisi oynayacakmış. Uluçay'ı ise oğlu. Tabii sadece bunlarla sınırlı değil Uluçay'ın film projeleri. "Bende bir TIR dolusu proje var." diye boşuna demiyor...

(Zaman / Cumaertesi)

1 kişi tarafından 3.0 olarak değerlendirildi

  • Currently 3/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Sinema

Ahmet Uluçay Vefat Etti...

ercan tarafından yayınlanmıştır 1. Aralık 2009 03:28
Yönetmen Ahmet Uluçay, yeni filmini tamamlayamadan hayata veda etti

Sevincin, mutluluğun haberi yapılıyor da acının, hüznün, en kötüsü de çok yakından tanıdığınız birinin 'ölüm' haberini yapmak gerçekten zor oluyor...

Yönetmen Ahmet Uluçay'ın 'öldü' haberi, bir ok gibi saplandı yüreğimize dün akşam... Onunla ilgili çok şey geldi aklıma; ama 'film çekme', diyenlere söylediği, "Asıl film çekmezsem, ölürüm" cümlesi, yankılanıyor şimdi hafızamda. Son filmi 'Bozkırda Deniz Kabuğu'nu yarım bırakıp gitti Ahmet Uluçay. Onu yatağa mahkum eden beyin tümörüyle yıllarca mücadele etti, tam da iyileşti derken dün Çapa Tıp Fakültesi'nden ölüm haberi geldi. Bir aydır zatürre tedavisi gördüğü hastanede, enfeksiyon sebebiyle vefat etti.
Bir gün önce arayıp set için 'hazırlık yapın' dediği oyuncuları, ışığını kapatmadan geldiği kamerası garip şimdi. Gizlice içtiği sigarası, çakmağı ve şapkası... Köy meydanında, tekerlekli sandalyede bir adam düşünün. Tüm gözler onda. 'Yine ne yapıyor bu deli!' diyen kahveci.. Onun umurunda değil hiçbir şey. Tek düşündüğü sinema. Evi ile kahvenin arasındaki derinliği sinematoğrafik olarak hesaplayan, sürekli resme bakan bir sinema âşığıydı Uluçay. Yaptığı filmlerle dünyanın öbür ucundan davetler, ödüller alsa da yanıbaşındakiler derdini anlamamıştı bir türlü...

Çektiği 11 kısa film, belgesel ve filmle çok sayıda ödül alan Uluçay, kendi hayatını anlattığı 2004 yapımı 'Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak' filmiyle içindeki sinema aşkını dökmüştü perdeye. Sevgiyi, aşkı, hüznü anlattığı filminde kimi izleyici kendini bulmuş, kimi çocukluğuna gitmişti. Ama bu film burada bitmemeliydi. 'Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak' ile hafızalarda unutulmaz güzellikler bırakan Uluçay, bu kez de 2007 yılında çekimlerine başladığı filmi 'Bozkırda Deniz Kabuğu' ile deniz kabuklarının peşine düştü. Yeni filminin senaryosunu bozkırda dolaşırken bulduğu bir deniz kabuğundan esinlenerek yazmıştı. Film, 60'lı yılların ilk yarısında yoksul bir Anadolu köyünde geçiyor ve trende gördüğü kızın mendil verdiği çoban Yakup'un etrafında şekilleniyordu senaryo. Nasıl da umutluydu. Filmi bitirecek, hatta galayı memleketi Tavşanlı'ya bağlı Tepecik köyünde yapacaktı. Ama bir türlü tamamlanamadı film. Kimi zaman sağlığı kötüye gitti, kimi zaman ise maddi sorunlarla boğuştu. Kış çekimleri tamamlanan filmin sadece bozkır sahneleri kalmıştı ki, hayata veda etti Uluçay. Hem film, hem de hayatını konu alan belgesel yarım kaldı...

TAM BİR SİNEMA AŞIĞIYDI

1960 yılında, ilkokuldayken köye gelen bir seyyar sinemacı sayesinde tanışır sinemayla Ahmet Uluçay. Topladığı film karelerini birbirine ekleyerek ahırlarda seyirciye gösterir. Ancak ailesi 'sinema, resim zengin çocukların işidir' diyerek bu tutkusunun önüne geçmeye çalışır. Kamyon muavinliği ve inşaat işçiliği yapan Ahmet Uluçay'ı bu tutkudan vazgeçirmek mümkün olmaz. Almanya'da çalışan bir gurbetçi bir kamera verir ona. Köyde tavukçuluk yapan arkadaşı İsmail Mutlu ve bir madende işçi olarak çalışan Şerif Akarsu ile 'Tepecik Köyü Arkadaş Sinema Grubu'nu kurup VHS kamera ile işe koyulurlar. 1992 yılında ilk filmleri 'Optik Düşler'i çekerler. Daha sonra 11 belgesel ve kısa filme imza atar Ahmet Uluçay. 22 Ödül alan yönetmen, adını tek uzun metraj filmi 'Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak'la duyurur. Ahmet Uluçay için bugün saat 11.00'de Beyoğlu Sineması'nda bir tören düzenlenecek. Ardından cenazesi Tavşanlı'ya bağlı Tepecik köyüne götürülerek çarşamba günü (yarın) ikindi namazını müteakiben toprağa verilecek. Başta yapımcı Tayfun Delice olmak üzere Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) cenaze ve defin işleriyle yakından ilgilendi.

Sinemayı sevmenin ne olduğunu ondan öğrendik

Atilla Dorsay: Yarım kalan filmi en güzel miras

Çok geç başladığı sinemada sağlık durumunun elverişsizliğine rağmen bir kuyruklu yıldız gibi parlayıp geçti. Karpuz Kabuğu'ndan Gemiler Yapmak'la bütün dünya sinemasına çocukluk üzerine yapılmış en güzel filmlerden birini armağan etti. Yeni filmini tamamlamıştı; bu film bize ondan kalan en güzel miras olacak.

Murat Özer: Sinemayı sevmeyi öğretti

Sinemayı sevmenin ne olduğunu bize hatırlatan adamdı. Zorluklar içinde bitirebildiği Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak birçok ödül almıştı. Biz ondan daha fazla karpuz kabuğundan gemiler yapmasını bekliyorduk, ama ömrü yetmedi. İnşallah yapımcısı filmi sinemaseverlerle buluşturur.

Nedim Hazar: Nuh'un gemisini yapacak azmi vardı

Medya hoş bir renk olarak algılıyordu bu sıra dışı yönetmeni. Oysa bir derdi vardı. Kendi köyünde 'deli' demişti çoğu köylü ona, ama esas film çekemese delirecekti Karpuz kabuğundan Nuh'un gemisini yapabilecek kadar büyük bir azmi vardı. Entelektüel olmak gibi bir derdi yoktu ama en münevver izleyiciyi bile imgelem manyağı yapabilecek kadar güçlüydü hisleri.

Alin Taşcıyan: Dünya çapında bir yönetmendi

Ahmet Uluçay, belki de dünyanın en yetenekli sinemacılarından biriydi. Tepecik köyünde yaşayan Uluçay, el yapımı malzemelerle bir sinema yaratarak dünya çapında bir yönetmen haline geldi. Ömrümde onun kadar dirençli azimli sinemayı bu kadar seven bir insan tanımadım.

Uğur Vardan: En naif ve en tutkulu yönetmendi

Sinemamız belki de en naif, ama en tutkulu üyelerinden birini kaybetti. Sevdasını, tüm imkânsızlıklara rağmen 'Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak' gibi son derece sağlam ve dokunaklı bir yapıtla pekiküle döken Ahmet Uluçay, en azından böylesine derin bir iz bıraktı geride. Sinema yapmak için bahanelerin bertaraf edilebileceğini ortaya koymuştu. Umarım 'merkez'den uzak tüm sinemacılara onun öyküsü esin kaynağı olur.

Nihal Bengisu Karaca: Bir çığır açtı

Türk sineması 2000'lerde Anadolu'yu keşfe çıkmışsa bunda Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak'ın etkisi büyüktür. Ahmet Uluçay bir çığır açtı. Dolayısıyla fark edilmemiş değil, meslektaşları tarafından görmezden gelinmiş bir yönetmendir.

Ali Pektaş ZAMAN

Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun

  • Currently 0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Sinema

Hayatın İnce Espirileri

ercan tarafından yayınlanmıştır 23. Kasım 2009 16:04
Başarı yada hezimettir sonunuz
Belki zenginlik, belkide fakirlikle imtihan olursunuz
Ya zirvelere çıkarsınız, yada hepten batarsınız.
Ama en endişe verici olanı da şudur ki;
Ya sevilirsiniz ya da sevilmezsiniz.

Hayatınızda olumlu yada olumsuz herşey,
O ince çizgi ile aranızda olan mesafeyle alakalıdır.
Hep aynı manzaradır;
Ya bir adım önünde kalırsınız ya da bir adım gerisinde...

Azıcık geride kaldınızmı, kurtuluşunuz yoktur.
Mutlaka ayağınız kayar ve hepten batarsınız.
Ama o çizginin önüne adımınızı atmayı başardığınız anda
Sizi ötelere itecek kuvveti sırtınızda hissetmeniz için büyük mücadelelere ihtiyacınız yoktur artık.

Bu çizginin ötesine adım atmanın
Her zaman ince bi 'espirisi' vardır bu hayatta.
Kural, bu ince espiriyi yakalamaktır.
İşte o andan itibaren basarsınız 'kahkahayı' hayata.

Bir sınavdaki ufak bir dalgınlık sizi bitirebilir..
Tek soruyla hayalinizdeki üniversiteyi kaçırabilirsiniz, yada kazanabilirsiniz.
Bu iki ihtimal arasındaki mesafe sizi apayrı yönlere sürükleyebilir,
Ya göklere çıkarsınız ya da yerin dibine girersiniz.
Siz ömrünüz boyunca elde ettiğiniz başarılarla övünürsünüz belki
Ama sizi başarıya kavuşturan şey, işte bu kırılma noktalarından sıyrılmış olmanızdır.
Tüm çabalarınıza rağmen bunu başaramayabilirdiniz...

Belki hep hezimete uğramışsınızdır hayatta ve kendinizi suçlarsınız
Ama o ince espiriyi kaçırmak, sizin suçunuz değildir.
Tüm emekleriniz bir anda yok oluverir...

Yani öyle kırılma noktaları vardır ki hayatta
Hayatınızın tüm gidişatını etkiler.

Belki "O"nu ilk gördüğünüzde herşeyin yolunda gideceğini tahmin etmişsinizdir
Çünkü öncesinde herşey bu yönde görünmüştür size.
Onu etkileyeceğinizi düşünmüşsünüzdür
Ama belki de tüm umutlarınızı tüketen o sebep;
Farkında olmadan yaptığınız, yada yapmadığınız anlık bir davranışınızdandan yada sözünüzden ibarettir.
En kötüsü de nedir biliyormusunuz;
İşte bu sebebin ne olduğunu, ömür boyu çözemezsiniz...

Peki birinin sizden etkilenmiş olmasına sebep nedir sizce?
Bunda da cevap aynı
Farkında olmadan yaptığınız, yada yapmadığınız anlık bir davranışınız yada sözünüzdür belkide...

Kısacası, siz hayatı teorikte çözmek için ne kadar mücadele ederseniz edin,
O pratikte size, kendisini yaşatmadan çözemezsiniz.
En iyisi akışına bırakın,
Yine de mücadele etmekten vazgeçmeyin...

Ercan POLAT

2 kişi tarafından 2.0 olarak değerlendirildi

  • Currently 2/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Kategorisiz

Efsanevi Tetris Oyunu

ercan tarafından yayınlanmıştır 12. Kasım 2009 00:00

Bir zamanlar herkeste bir tutku haline gelen ve eliizden düşüremediğimiz bu oyun, hepimizin çocukluğunda üzerinde etkiler bıraktığı unutulmaz bir hâtıradır. İşte tetrisle ilgili çeşitli yerlerde dile getirilen birbirinden enteresan ve bazen de güldürücü olan yorumlar: 

 

1 - 1985 civarı rusya'da bir liselinin elinden çıktığı söylenir. Tetra, yunanca dört sözünden alıyormuş adını. Bilgisayar oyunu olup da böyle basit sade temiz olmasına rağmen insanı sandalyeye çivileyebilir. 

2 - İki boyutlu duvar örme ustası olduk sayesinde..

3 - Sanal duvar örme sanatı.

4 - Ruslarin astronotlarinin reflekslerini artirmak icin bulduklari bilgisayar oyunu oyun gittikce hizlanir ve 4 birimde bir dogru parca gonderilir ve bu oyunu bitiren neredeyse yoktur. 

5 - Yıllarca yüzünü görmedikten sonra, bigisayar tamircisinin küçük oyunlardan biri olarak bizim ev ahalisine sunmasıyla yeniden başına geçip, deliler gibi oynanabilitesini hâla koruduğunu tespit ettiğim, çok paralarla yapılan bütün o şaşaalı oyunlar unutulduktan sonra bile hatırlanacak olan süper oyun. 

6 - Bir zamanlarin cocuklara misketleri biraktirip bir yigin para verilerek aldirilan el aterisi oyunu. 

7 - Hepimizin akli dengesini bozan rus yapımı oyun. 

8 - Rivayete göre,kozmonotlarin refleks tepkilerini artirmak icin ruslarin buldugu daha sonra değiştirilerek piyasaya düşen oyun, level 10(klasiğinde sondan birinci leveldır)da oynayan bir insan görürseniz oradan kaçmanız tavsiye olunur keza o kişi insan değildir.

9 - Vakti zamanında para biriktirilerek alınan fakat şimdilerde bakkallarda bile 1 ytl ye satılan vakit öldürgeçi.

10 - Zamanında genci yaşlısı herkesin alinden geçmiş milyonların sevgilisi oyun bir bakıma duvar örme oyunudur boşluk bırakmadan taşları üstüste dizmektir marifet. 

11 - Modası geçmeyen oyun. yıllar sonra elinize almayagörün. 

12 - John Brzustowski'nin 1988 de ortaya attığı teze göre; ardışık olarak belli miktarda gelecek s parçalarından sonra, yine ardışık olarak gelecek z parçaları sebebiyle farklı köşelerde oluşacak 2 delik yüzünden kaybetmeye mahkum olduğumuz oyun. evet, çok çok küçük bir olasılık ama zamanı sonsuza çekersek, eninde sonunda karşılaşacağımız bir seridir bu.

13 - Allahsız gomünistlerin yıkılırken attığı son kazık. nice iş sahipler işlerini, nice tükkan sahipleri tükkanlarını kaybetti bu illet yüzünden. zaman zaman yasaklamalara bile gidilmiştir bazı işyerlerinde. internet yokken tetris vardı. 

14 - Tetrisin hastalık olduğu dönemlerde, tetris bağımlısı abilerimiz, "yav namazda gözümün önüne geliyor pilketler" diye sitemde bulunurlardı. 

15 - Bunların bide beyazı vardı biz küçükken ama bendeki siyahtı, tek oyunluydu ama yan komşunun çocuğunda bin in bir yazılı beyaz tetrislerden var ıdı.zengin p.çi der geçerdik. Sonra başka başka zamanlarda da bu ifadeyi kullandığımız çok oldu ama mazeret olan tetristi. 

Not: Alıntıdır... 

Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun

  • Currently 0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Mizah

Ercanpolat.com blog - web sitesi yayına girdi!

ercan tarafından yayınlanmıştır 4. Kasım 2009 12:20

Herkese merhaba! Siteyi kendim yapmamış olsam da ve içerik olarak pek geniş sayılmasa da, içerisinde daha önceden farklı sitelerde yayınladığım, farklı kategorilerde, gerek kendi yazdığım gerek alıntı olan yazılarımı biraraya getirip burada toplamayı başardım. En azından benimle iletişim kurmak isteyebilecek herkesin rahatlıkla iletişim bilgilerimi bulabileceği yada herkesin görebilme imkanı olacağı her şeyimi (yazı, haber, dosya v.s.) rahatlıkla paylaşabileceğim bir web sitesi olması önemliydi. Faydalı olması dileğiyle...    

Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun

  • Currently 0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Kategorisiz

Tam bir trajikomik vak'a!

ercan tarafından yayınlanmıştır 26. Ekim 2009 16:28
Açıköğretim bütünleme sınav sonuçları 1 ay önce açıklanmıştı. Hukuk dersinden 17 doğru beklerken 12 doğru geldi ve bir itiraz yolunun olu olmadığını araştırdım. Önce AÖF bürosunu aradım, nasıl itiraz edebileceğimi sordum. "Genel merkezi arayın" dedi kadın. Genel merkezi aradım, oraya sordum, "AÖF dekanlığını arayın" dediler. Dekanlığı aradım "bi saniye bi yere bağlayayım" dedi, bağladı ve derdimi anlattım. "Şu numaraya dilekçe fakslayın, bilgi işleme göndeririz kontrol eder vbe sonuçları gönderirler" cevbını aldım sonunda...

Neyse gönderdim dilekçeyi. 2 günde bir arıyorum dilekçem elinize ulaştı mı, ne zaman kontrol edilecek gibilerinden sorular sorarak.. Aldığım cevap hep aynı, "bilgi işlem cevap kağıdınızı kontrol edecek ve size hata olup olmadığını bildirecek, varsa gerekli düzeltmeyi yapacak". dediğim gibi 1 hafta geçti, ve elime postadan bir zarf, açtım baktım içinde şunlar yazıyor:
"Açıköğretim sınav sonuçlarına itiraz kabul edilmemektedir"...

Ertesi gün tekrar aradım dekanlığı, sinirlerim iyice gerilmiş bir halde. Olup biteni anlatacaktım, daha "dilekçe göndermiştim ama" demeye kalmadan cümlemi tamamlamadan kadının verdiği cevap: "kontrol edilip size sonuç gönderilecek" demez mi! Kriz geçireceğim, "ne kontrol edilmesi ya! geldi beyaz kağıt 'itiraz kabul etmiyoruz' diye öyle diyonuz ama böyle yapıyorsunuz!" dedim. MAdem öyle bu durumu bi genel merkezle görüşün dedi, verdiği telefon numarasını ve dahili numarayı tuşladım.

Durumu anlattım oraya da ve aldığım cevap:
-"kimse sizin ceap anahtarınızı kontrol etmez, ancak cevap kağıdınızın fotokopisini istersiniz, kendiniz kontrol edersiniz ve hata varsa itiraz edersiniz".
Bunun üzerine bi dilekçe daha yazdım cevap kağıdımın fotokopisini göndermeleri için, ve verilen faks numarasına faksladım.
2 gün sonra aradım:
-"kağıdınız gelmiş bilgi işleme gidecek"...
Ondan 1 hafta sonra yine aradım:
-"Bilgi işleme gönderildi cevap kağıdınızı bize göndermelerini bekliyoruz"...
Ondan 1 hafta sonra aradım,
-"cevap kağıdınız bilgi işlemden elimize gelmiş, 1 hafta sonra elinizde olur"...
1 hafta geçti, gelmedi ve bugün yine aradım. Biraz gerilmişti sinirlerim, çünkü 1 aydır bu işle uğraşıyorum.
-"Ercan bey cevap kağıdınız elimize yeni ulaştı, bugün yarın gönderilir bir hafta sonra elinizde olur"...
-"İyi de kardeşim bana geçen hafta da demiştiniz, geçen hafta elinize ulaşmamış mıydı, öyle dendi???"
Verilen cevap tarihe geçecek cinsten:
-"Bir hafta önce binaya ulaşmıştı, ama bizim elimize yeni geçti"...

Hak verdim gerçekten koskoca üniversiteye. Düşünsenize, kağıdın binaya ulaştıktan sonra bir üst kata yada diğer bir odaya ulaşması 1 hafta sürüyor ise, sanırım benim bu kağıdın taa Eskişehir'den İstanbul'a gelmesini bir seneden daha az sürede beklemem biraz görgüsüzlük olur(!)

1 kişi tarafından 5.0 olarak değerlendirildi

  • Currently 5/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Kategorisiz

Yolum Seninle

Administrator tarafından yayınlanmıştır 1. Eylül 2009 23:50

Beni çağıran uçurum, uçurum oldu sevdan
Kaçmam
Yok saklanmam başından-sonundan, korur bizi zaman
Kim söylemiş son diye, olmaz diye, kanar diye
Anlatma
Anlamam

Aşk varken; sözlerinde, düşlerinde, yeniden doğmak gibi nefesinle, çoğalıp
sevginle
İsteme
Durdurmam
Kim söylemiş son diye, olmaz diye, kanar diye
Anlatma
Anlamam
Büyüt beni; gözlerinde, ellerinde, yeniden ses oldun sözblerime, gücün saklı
içimde
Vursunlar
Ağlamam


İster bahar, ister ayaz
Yolum seninle
Duysun dünya, karşı dursun, düşsün peşime

(Moğollar - Yolum Seninle)

2 kişi tarafından 5.0 olarak değerlendirildi

  • Currently 5/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Şarkı Sözleri

Işık Işık Geçtiler

Administrator tarafından yayınlanmıştır 2. Ağustos 2009 00:08
IŞIK IŞIK GEÇTİLER
A.N.T.

En güzel tebessümü, kırmızı gonca gibi
Dişleri arasında çok güzeller gözüktü.
Parmağında zarafet, bir pırlanta yüzüktü.
Yeni yeni modeller teşhir ediliyordu.
O parmak gâh etekte, gâh yakada parlıyor
Parlıyor gösteriyor, sönüyor gösteriyor.
Işıl ışıl tebessüm,
Yürüyor gösteriyor, dönüyor gösteriyor.

**

Böyle geçti önümden türlü türlü çiçekler
Nakışlı kelebekler
Enva'ı renkleriyle baygın kokularıyla
Bin bir büyüleriyle...

**

Böyle geçti önümden
Neş'e dolu baharlar, solgun yüzlü hazanlar,
Gündüz ve geceler, mesafeler zamanlar...

**

Geçtiler dizi, dizi;
Hepsinin dudağında en güzel tebessüm,
Hepsinin parmağında o pırlantadan yüzük
Sordular birer birer:
EY FANÎ, NASIL BULDUN ELBİSELERİMİZİ?

Safvet SENİH'in "Hikmet" Adlı eserinden

Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun

  • Currently 0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Şiir



Bu site BlogEngine.NET 1.4.5.0 ile oluşturulmuştur. Türkçe çevirisi BlogEngine TR ekibi tarafından yapılmıştır.

Ercan POLAT

1987 İstanbul doğumludur, asıl memleketi Malatya'dır.    
İlk öğrenimine Küçükçekmece - Yunus Emre İlköğretim Okulu'nda başlamış, Bey-Koop Ali Çebi İlköğretim Okulu'nda bitirmiştir.
2005 yılında Avcılar Endüstri Meslek Lisesi, bilgisayar bölümünden mezun olmuştur.
2008 yılında Trakya Üniversitesi, Bilgisayar Teknolojisi ve Programlama bölümünü bitirmiştir.
Bir müddet özel bi firmada yazılım geliştirici olarak çalışmıştır. 
"Hiçkimseye benzemem, beni tanıyanlar bilirler. Ve şunu da bilirler, hayatları boyunca benim benzerimi dâhi tanımayacaklardır..." 

İletişim Bilgileri

Calendar

<<  Mart 2010  >>
PaSaÇaPeCuCuPa
22232425262728
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930311234

Yazıları geniş takvimde göster

Son Yazılar