Ercan POLAT

Blog - Kişisel Web Sitesi

İşte Yılın "En" leri...

clock Aralık 30, 2008 11:30 author ercan tarafından yayınlanmıştır
Yılın olayı: Bush'a ayakkabı fırlatılması

Yılın aksesuarı: Bush'a fırlatılan ayakkabılar

Yılın kahramanı: Bush'a ayakkabı fırlatan Muntazar El Zeydi

Yılın katili: Bush

Yılın vampiri: Ehud Olmert (İsrail Başbakanı)

Yılın adamı: Rusya'ya geri gönderilmemek için direnen Çeçen komutan İmran Abdülazimov

Yılın cambazı: Aytaç Durak

Yılın utanmazı: Kamer Genç

Yılın "illet vekili": Canan Arıtman

Yılın komiği: Zekeriya Beyaz

Yılın lafı: "Avcılar ve Atıcılar Derneğinden başka hiçbir yere üye değilim"/Veli Küçük

Yılın gafı: Zekeriya Beyaz'ın yanlışlıkla CHP yerine DSP'den aday olması

Yılın safı: Önder Sav (Cep telefonunu açık unuttuğu için)

Yılın itirafı: Çankaya Belediye Başkanının CHP'li meclis üyelerine söylediği "yamyamlar" sözü.

Yılın itikafı: ATO Başkanı Sinan Aygün'ün nezaretten kurtulduktan sonra inzivaya çekilmesi

Yılın açılımı: CHP'nin çarşaflılara kapılarını açması

Yılın kapanımı: CHP'nin başörtülü genç kızlara üniversite kapılarını kapatması

Yılın gericisi: Kara çarşaflı kadınlara rozet takan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal

Yılın türküsü: "Çarşaf getir giyeyim, Baykal'a görüneyim"

Yılın ihaneti: CHP'nin üniversiteli gençlerin burs paralarını iptal ettirmesi Yılın aldatanı: Yaşar Nuri Öztürk

Yılın askeri: Belek golfçüsü

Yılın asker kaçağı: YARSAV Başkanı

Yılın sivili: Genç Siviller

Yılın kırosu: Recep İvedik

Yılın kaybedeni: Aydın Doğan (Hem itibar hem kazanç açısından…)

Yılın kazananı: Cem Yılmaz

Yılın otomobili: Hacı Murat (Muro'nun meşhur ettiği Murat 124)

Yılın talebi: Televizyondaki evlilik programına çıkan 67 yaşındaki teyzenin damat adayında sadece takma dişsiz olması özelliğini araması.

Yılın sessizi: Abdüllatif Şener (AK Parti'nin kapatılmamasından sonraki hali)

Yılın provokatörü: Doğu Perinçek

Yılın gazetecileri: Koca apartmanı kümes,seçmenleri de tavuk ve horoz yapan Akşam muhabirleri

Yılın manşeti: "411 el kaosa kalktı" /Hürriyet

Yılın kaosçusu: Hürriyet gazetesi

Yılın kapışması: Yüksek yargı mensuplarının halkın ve medyanın gözü önünde ikide bir kapışmaları

Yılın tartışması: CHP Genel Sekreteri Kemal Kılıçdaroğlu'nun televizyon tartışmaları

Yılın zammı: Kış kıyamette doğalgaza yapılan ve doğal olmayan yüzde 75'lik zam

Yılın artışı: Asgari ücrette yapılan 24 liralık komik artış

Rıfat Yörük - Habervaktim.com/Mizah

Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun

  • Currently 0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5


Eski insan, yeni insan (Yavuz Bahadıroğlu - Vakit 2008-12-24)

clock Aralık 24, 2008 10:20 author ercan tarafından yayınlanmıştır
Avrupalılar bize genellikle “Haçlı Seferleri” perspektifinden bakarlar…
“Barbar” olduğumuzu düşünür ve bunu uluorta dillendirmekten zevk alırlar…
Her konuda “haksız” olduğumuza inanırlar…
Bu yüzden taraf olduğumuz tüm uluslararası meselelerde aleyhimize bir tavır takınır, konuyu tetkik dahi etmeden “karşı taraf”ı desteklemeye başlarlar.
O kadar ki; artık kanıksadık.
Kanıksadığımız için de, Avrupa’dan birileri bizi “haklı” gibi gördüğünde, “Bayram değil seyran değil” moduna giriyor, işin içinde bir “çapanoğlu” aramaya başlıyoruz.
Böyle bir ortamda, Avrupa dünyasının etkili isimlerinden biri kalkıp, “Türkler güvenilir insanlardır” dese…
“Arasındaki bütün sosyal münasebet ve düzen, iyi niyet ve şefkate dayanır. Başka ülkelerde olduğu gibi, aralarında yazılı anlaşma yapmaya lüzum dahi görmezler. Çünkü iyi niyet ve söz, her şeyi halleder. Verdikleri sözün esiridirler.
Bu tutumları, yalnız dindaşlarına karşı değildir. Hangi dinden olursa olsun, yabancılara karşı da böyle hareket ederler. Sözlerini tutma hususunda, onlara göre Müslim - gayrimüslim olmanın hiçbir farkı yoktur.
Gayrimeşru olan her kazancı, ahlâksızlık ve dine aykırı görürler. Gayrimeşru edinilmiş servetin, bu dünyada da, öteki dünyada da insanı bedbaht (mutsuz) edeceğine samimi şekilde inanırlar.” (Tableau Général de l'Empire Othoman, yazan: Kont Ignatius Mouradgea d'Ohsson, 1763’lerin İsviçre maslahatgüzarı).
Ticaret ahlâkımız malum: 1'e alsak 5'e satar, indirim dönemlerinde vatandaşa “kakalamak” üzere kalitesiz mal üretir, Doğal domates yerine hormonlu domates; zeytinyağı yerine yanmış makine yağı, seramik yerine kırık tuğla ve kiremit satmakta bir beis görmeyiz.
Hatta dünyaya, modern Türkler olarak, “hayali ihracat” gibi cinlikler de öğretmişiz!
Böyle bir zamanda İngiltere Ticaret Odası'nın toplantı salonunun duvarında, “Türklerle alışveriş ediniz” yazılı bir levha asılı olduğunu öğrenseniz neler hissedersiniz?
18. yüzyıl sonlarına kadar Londra Ticaret Odası’nın en görünür yerinde böyle bir levha vardı. Bu levha, Osmanlı tüccarlarının güvenilirliğinin tasdiki ve tesciliydi.
Aynı yıllarda, Hollanda Ticaret Odası’nda yapılan oylama eşit çıkarsa, üyelere bir soru sorulurdu:
“Aranızda Türklerle alışveriş eden var mı?”
Varsa onun oyu iki sayılır, oylama bu şekilde biterdi.
Çünkü Türklerle alışveriş etmek bir imtiyazdı. Bir üstünlüktü. Güvenilirlik ölçüsüydü.
Diyelim ki, mağazaya perde ısmarlıyorsunuz… Mağaza sahibi kumaşı inceden inceye tetkik ediyor. Merak edip sebebini sorunca da şöyle bir cevap veriyor:
“Kumaşta herhangi bir imalat hatası olup olmadığını görmeye çalışıyorum. Hatalı mal satarsam Allah’a hesap veremem.”
Etkilenmez misiniz?..
“Biz daha ölmedik” diye düşünmez misiniz?
19. yüzyıl başlarında İstanbul’a gelen bir Fransız kumaş tüccarı, benzer bir hikâye anlatıyor:
“Dükkândaki bütün kumaşları almak istiyordum. Türk satıcı kumaş toplarından birini ayırınca, onu da almak istediğimi söyledim. Veremeyeceğini, çünkü ayırdığı topun hatalı olduğunu söyledi.
“Ziyanı yok..” dedim, “Kendime almıyorum ya, satmak için alıyorum..”
Kızdı:
“Ben hatalı mal satamam, önce Allah’tan korkarım. Hadi kusurunu bile bile almak istediğiniz için Allah affetti diyelim, ancak siz bu malı götürüp başkasına satınca, hatalı olduğunu size söylediğimi bilmeyeceği için, adam önce beni, sonra dinimi, sonra milletimi ve devletimi suçlayacak. Bu yüzden yapamam.”
1850 İstanbul’unda uzun yıllar kalan meşhur Fransız tarihçi Ubicini, şehirde yaşayan değişik milletlerin karakter yapılarını öğrendikten sonra, şöyle bir uyarıda bulunuyor:
“Bir kaide olarak, Ermeni’ye istediği paranın yarısını, Rum’a üçte birini, Yahudi’ye ise sadece dörtte birini veriniz. Fakat bir Müslüman Türk’le alışveriş ettiğiniz zaman, istediği fiattan emin olunuz ve istediğini veriniz. Çünkü Türkler tamahkâr olmadıkları için, yüksek fiyat istemezler, asla da yalan söylemezler.”
Bugün bir Avrupalı böyle bir söz etse, kimbilir nasıl seviniriz. Ama tabiî önce bunu hakketmek gerekiyor.
“Osmanlılar nasıl hakketti” diye sorarsanız, kaynağı yine Kont Ignatius Mouradgea d'Ohsson açıklıyor:
“Osmanlılar, Kur'ân’da ifade edilen doğruluk, ahlâk ve namus prensiplerine çok bağlıdırlar.
Faziletli bir toplumsal düzenin yürütülmesi bakımından olağanüstü değeri olan bu fikirler, kanun esaslarından başka Kur'an'ın şu güzel ayetlerine dayanmaktadır: Hiç kimseyi aldatmayın; ölçüyü tam doldurun; doğru tartın; sözlerinizde, yeminlerinizde kendi aleyhinize bile olsa doğruluktan ayrılmayın. Mukavelelerinizle pazarlıklarınızda hileden kaçının. El malını haksız yiyen, karnını yakacak bir ateş yemiş olur.”

Yavuz Bahadıroğlu - Vakit
ybahadiroglu@vakit.com.tr
2008-12-24

Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun

  • Currently 0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5


"Kader" filminden bir konuşma sahnesi...

clock Aralık 23, 2008 18:34 author ercan tarafından yayınlanmıştır
"Geçen gece çocuk hastaydı. İlacı bitmiş, almak için dışarı çıktım. sağa sola saldırıp nöbetçi eczane arıyoruz İstanbul'da. Birden durup dururken içim cız etti. Bi baktım gene aynı karın ağrısı. Öyle özlemişim ki seni. dönerken bi meyhane gördüm. bi tek içeri girdiğimi hatırlıyorum, bi de rakıya yumulduğumu. Arkasından
en az dört cigaralık... Sonra gözümü bir açtım, karşıdan karlı dağlar geçiyor. Bi daha açtım başımda bi çocuk: "kalk abi."diyor "Kars'a geldik."

Otobüsten indim, yürümeye başladım. dedim, Allah'ım nerdeyim ben? Burası neresi? Sonra güç bela burayı buldum. Kapının önünde durup düşündüm. Dedim bekir, bu kapı ahiret kapısı. Burası sırat köprüsü. Bu sefer de geçersen bi daha geri dönemezsin. İyi düşün dedim. Düşündüm, düşündüm..ama olmadı, dönemedim. sonra, bak oğlum dedim kendi kendime. Yolu yok çekeceksin. İsyan etmenin faydası yok, kaderin böyle. Yol belli, eğ başını usul usul yürü şimdi.. "

"Herkesin inandigi bir sey var,bu a.... ...... hayatında. Benimki de sensin!"

Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun

  • Currently 0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5


Ruhumuzun Çocuk Bahçesinde Oynadığımız Bir Oyundu Aşk

clock Aralık 18, 2008 18:29 author ercan tarafından yayınlanmıştır
Martıyla vapur gibiydik seninle
Ben çırpındıkça sen gidiyordun uzaklara
Sana göre; kuş bulutunun bir parçasıydım
Ve yerim her an dolardı başka bir suretle!

Belki de her limanda bir damla yaş bırakıyordun ardından,
Belki de gözlerindeki parıltı ihanettendi
Yapmacıktı gamzen, sözlerin oyundandı
Birer birer limanlarda bırakıyordun kuklalarını!

Bilmiyorum, yaşlar döküyor musun ardımdan;
Keşkeler bölüyor mu uykunu çaresizce?..
Açıyor musun “Sevda Sözleri”nin yüzünü
Bir kez olsun kopuyor mu içinde birşeyler?...

Gün be gün oyunlar oynardın,
Biriktirdiğim tüm duygularımı yıkardın
Yerle bir ederdin yetim yüreğimi.
Söz yitti oyun bitti…

“Hadi git bakalım
Bensiz kadar yolun var!”

(Alıntıdır...)

1 kişi tarafından 5.0 olarak değerlendirildi

  • Currently 5/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5


"Derler ki..."

clock Aralık 6, 2008 12:50 author ercan tarafından yayınlanmıştır
"Derler ki: Sultan Celaleddin Harzemşah ile Sultan Alaüddin Keykubat, savaşacakları yerde ittifak edip Moğol afetine vaktinde karşı çıksaydılar, bütün o acılar çekilmeyecekti, Müslüman milletler yıllar yılı Moğol kırbacı altında inlemeyecek, Anadolu kan ağlamayacak ve İslam Dini Çin-i Maçin’ e kadar genişleyecekti.

Ama o zaman da Osmanlı Hanedanı tarih sahnesine çıkamayacaktı. Tarihin hükmünü unutmak olmaz..."

Yavuz BAHADIROĞLU'nun Elveda Buhara adlı eserinden alıntıdır...

Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun

  • Currently 0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5


"Bilecik'ten geçiyordum"...

clock Aralık 5, 2008 16:17 author ercan tarafından yayınlanmıştır
“Bilecik'ten geçiyordum gözlerim doldu.

Gözlerime doldun

Gözlerim seninle doldu.

Sen gözlerimden boşaldın.

Bir afiş kekeliyordu ismini

Vaktiyle yaptırdığın idadi binası, şimdi belediyenin yeni mekânı olmuştu.

Giyinmiş süslenmişti; ışıl ışıl gülüyordu akşamın alacasına. İlk günkü kadar dinç görünüyordu.

Cephesinde çarşaf büyüklüğünde bir Türk Bayrağı nazlı niyazlı dalgalanıyordu.

Ya sen nerelerdeydin Sultanım?

Neden oralarda yoktun ve hatırlanmamıştın acaba?

25. cülus yıldönümünde bizzat senin irade-i seniyye'nle yaptırılan saat kulesi de uzaktan bir gelin kadar mahcup, ışıklara bürünmüş göz süzüyordu.

Bir ışık sütunu gibi dineliyordu Şeyh Edebali'nin omuz başında.

Lakin bir tek sen yoktun.

Yok muydun gerçekten de?

Görünmez mürekkeple mi içirmiştin ismini mermere yoksa?

Özel gözler görsün diye miydi bu delicesine kıskançlığın?

Söyle:

Arkasına dönüp bakanı kör eden

Medusa'nın gözleri misin yoksa?

Sene 1336...

Böyle diyor kitabe.

1900 yılına mı denk geliyor ne?

Senin ismin ve resmin yoktu yeni Bilecik Belediye binasında gerçi.

Lakin çelebi gönüllü şehir sakinlerinin fakir ama ak pak gönüllerinde bir sarmaşık gülü gibi açtığın ayan beyan görülüyordu.

Geziyordun sere serpe gözlerin pırıltısında, iç geçiren göğüslerde, dudakların kavisinde.

Adın süngüleştirmeye yetiyordu tutuklanmış hafızaları.

İsmin anılınca cemi cümlemizin sevdası cezvedeki telve gibi kabarıyor, köpük küpük dökülüyordu Bilecik'in gözyaşı kanallarına.

Ertuğrul Gazi'yi son uykusuzluğunda memnun eden zatın sen olduğunu biliyorlardı pekâlâ.

Hayme Ana'yı, Bala Hatun'u, Şeyh Edebali ve sair alperenleri gündeminin baş sırasına alan sen olduğunu da.

“köklere yeniden değmek için çırpınan bu adam ne mübarek bir zatmış”diyorlardı,kesik dilleriyle.

Abdestsiz adım attığın görülmemiş.

İnan, bundan adları gibi emindirler.

Hatta yatağının başucunda hususi bir tuğla bulundururmuşsun Kerbela toprağından mamul.

Abdestsiz yatağa girmediğin yetmezmiş gibi, sabah kalktığında abdestsiz yere basmamak için önce bu tuğla ile teyemmüm edip ondan sonra gidermişsin lavaboya

Anladım ki, bu halk senden seni de aşan bir zümrüt kadeh yontmak sevdasına düşmüştü.

Geleceği ayağa kaldırmak için...

Asırlardır kaybettiği 'kutlu taş'ı nedense özellikle sende bulmayı umuyordu.

Kayıp değerlerini seninle telafi etmeyi, daha doğrusu.

Öz babasını arayan üvey evlat gibi...

Belediye binası yapılan Hamidiye İdadisi soğuktu ama cami, için için yanıyordu.

Bilecik kör değildi artık.

Görünüyordun açık seçik.

Şeyh Edebali'nin kubbesinden kopan rüzgâr gibi kanatlarımızdaki tozları silkeliyordun.

Bilecik'ten geçiyordum gözlerime doldun.

Gözlerim seninle doldu.

Sen bana boşaldın.

Türkiye'nin hangi bucağına gittimse ikinci bir Mimar Sinan gibi gölgen takip etti titrek adımlarımı.

Mahmudiye köyü camisinin veya Mihaliç Caddesinin kitabelerinden ismini kazıyabilirlerdi belki.

Ama bu elleri hala Osmanlı mayası kokan halkın gönlünden izlerini silmeyi başarabilecek bir babayiğit var mıydı?

Fethini?

Rüyanı?

Duanı?

Bilecik'ten geçiyordum, boşalmış sadağıma bir altın ok gibi düştüğünü gördüm.”

Mustafa ARMAĞAN (Abdülhamit'in Kurtlarla Dansı Adlı Kitabından Alıntıdır)

1 kişi tarafından 5.0 olarak değerlendirildi

  • Currently 5/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5


"hiçbiri kalbimin şekli değil"

clock Aralık 3, 2008 11:33 author ercan tarafından yayınlanmıştır
He deals the cards as a meditation

And those he plays never suspect

He doesn't play for the money he wins

He doesn't play for the respect

He deals the cards to find the answer

The sacred geometry of chance

The hidden law of probable outcome

The numbers lead a dance

I know that the spades are the swords of a soldier

I know that the clubs are weapons of war

I know that diamonds mean money for this art

But that's not the shape of my heart

He may play the jack of diamonds

He may lay the queen of spades

He may conceal a king in his hand

While the memory of it fades

I know that the spades are the swords of a soldier

I know that the clubs are weapons of war

I know that diamonds mean money for this art

But that's not the shape of my heart

That's not the shape, the shape of my heart

And if I told you that I loved you

You'd maybe think there's something wrong

I'm not a man of too many faces

The mask I wear is one

Those who speak know nothing

And find out to their cost

Like those who curse their luck in too many places

And those who fear are lost

I know that the spades are the swords of a soldier

I know that the clubs are weapons of war

I know that diamonds mean money for this art

But that's not the shape of my heart

That's not the shape, the shape of my heart

Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun

  • Currently 0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5


İletişim Bilgileri

Giriş