2009 DGS-HÖSYM Finali: El Classico (Mizah)

ercan tarafından yayınlanmıştır 27. Mayıs 2009 18:51
2009 DGS finali EL Classico, her yıl olduğu gibi bu yıl da rakipler arasında büyük çekişmelere sahne oldu. karşılaşmayı neredeyse tamamen üstünlükle önde götüren, rakiplerinin yarı sahayı bile geçmesine izin vermeyen ve rakibini nereden geleceği belli olmayan sağlı sollu ataklarla sarsan Hösym takımı, maçın son dakikalarında kontenjan taktiğiyle bulduğu golle iyice coştu. Teknik direktör Hünal Yarılağan, maç sonunda yaptığı basın toplantısında şunları söyledi :

"Yıllardır süren bu ezeli rekabette, bu yıl da rakiplerimize galibiyet şansı vermediğimiz için mutluyuz. DGS 'takımı', maçın başından itibaren yaptığımız tehlikeli atakları, 'dilekçe' taktiğiyle durdurmaya çalıştı. Bunun için antremanlarda çok çalıştıkları apaçık belli oluyordu. Ancak biz bunları maç öncesinde düşünmüş ve taktiksel anlamda tedbirlerimizi almıştık. Savunmamızdan bir dilekçe bile geçmedi."

Basın mensuplarının ısrarla devam eden "Bundan sonra da bu gelenek bozulurmu" gibilerinden sorularına ise, "önümüzdeki maçlara daha dikkatli çalışacağız, bugün düştüğümüz etisiz tuzaklara bile düşmeyeceğiz" diyerek yanıtladı.

Maç sonunda üzgün oldukları her halinden belli olan DGS oyuncuları ise, sessiz sedasız soyunma odasına ilerlediler. DGS takımı adına basın açıklaması, yöneticiler tarafından takımın resmi internet sitesi olan "Dikeygecis.org" üzerinden yapıldı. Yapılan açıklamada şöyle denildi :

"Her yıl olduğu gibi bu yıl da Hösym takımına karşı hezimete uğradığımız için tüm taraftarlarımızdan özür diliyoruz. Hösym, her an ne taktikle maça çıkacağı belli olmayan bir takım. En büyük sorunumuz, ne yapacaklarını baştan kestiremememiz. Biz, oyuncularımızı yenilmiş olmalarına rağmen göstermiş oldukları samimi mücadeleden dolayı kutluyoruz. ELBET BU BÖYLE GİTMEZ, GÜN GELİR BİZLER DE GALİP GELİRİZ, BUNUN İÇİN DURMADAN, YILMADAN, BIKMADAN, USANMADAN ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ. BİZİ BU LİGDEN TAMAMEN DÜŞÜRMEK İSTEYENLERE, CEVABIMIZI EN ETKİLİ ŞEKİLDE VERECEĞİZ."

Öte yandan bir grup DGS taraftarı, takımlarının yıllardır süren hezimetlerine tepkilerini, Taksim meydanında yaptıkları gösteriyle dile getirdi. Gösteride "Dikey Geçiriliş Sınavı Takımı Yılmayacak" ve "HÖSYM ŞAŞIRMA SABRIMIZI TAŞIRMA" gibi fankartlar dikkat çekti.


Not: 2009 Şampiyonlar Ligi Finali gazıyla DGS mağduriyetimiz adına içimden gelenleri yazmak istedim sadece :)

Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun

  • Currently 0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Mizah

Mehmet Akif ve Necip Fazıl'dan alıntılar...

ercan tarafından yayınlanmıştır 25. Mayıs 2009 01:03
"Bacımın örtüsü batmakta rezilin gözüne
Acırım tükürüğe, billâhi tükürsem yüzüne"
M.Akif Ersoy

"Medeniyet söküp atmaksa baştaki ağı,
Sizden daha medeni afrika yamyamları
Eğer medeniyet açmaksa bedeni
Desenize, hayvanlar sizden daha medeni "
Necip Fazıl KISAKÜREK

"Baş örtüsü taktığı için bir kızı eğitim tahsilinden mahrum etmek, Maraş'ta başörtüsü çekilip düşürüldüğü için başlayan MİLLİ ŞAHLANIŞIN RUHUNA TÜKÜRMEKTİR. "
Necip Fazıl KISAKÜREK

2 kişi tarafından 5.0 olarak değerlendirildi

  • Currently 5/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Şiir

Hayat çelişkilerle dolu...

ercan tarafından yayınlanmıştır 19. Mayıs 2009 00:01
Türkan Saylan ölmüş. Son vasiyeti de şu olmuş : okuyan kız çocuğu sayısını 35.000'den 100.000'e çıkartın diye...

Birinin ona hatıratması gerekmiyormuydu ölmeden önce, "eğer sen ve senin zihniyetin, başörtülü gençlerin okumasına izin verseydiniz, bu sayı şimdi 100.000 de değil, belki 150.000 olurdu" diye... Burada bir çelişki yokmu???

Sizler değil miydiniz yıllar boyunca "darbelere karşıyız, düşünce özgürlüğü, halklar kardeş olsun" cart curt, sonra meydanlarda "ordu göreve" diye bağıranlar, 28 şubatı darbe değil de devrim diye tanımlayanlar... Burada bir çelişki yokmu???

Onlar değilmiydi ilim üretmekle yükümlü olan üniversite rektörleri veya öğretim görevlileri olanlar, fakat öğrencilerin derslerini iptal edip siyasi mitinglere götürenler, darbe çağrıları yapanlar... Burada bir çelişki yokmu???

...
...
...

Onlar değilmiydi daha fazla öğrenci üniversite okusun deyip, ancak 2005 yılında meslek lisesi öğrencilerinin katsayı adaletsizliğinin giderilmesi kararını mahkemeye taşıyarak engelleyip, birçok öğrenciyi istemediği halde yüksekokullara gitmesini sağlayarak DGS gibi ne olduğu belirsiz lanet bir sınava mecbur bırakanlar, yıllar geçtikçe de ne olacağı kestirilemeyen bir sınav haline gelmesinde başrol oynayanlar... Burada bir çelişki yokmu???

Birileri bişeyleri düzeltmeye çalıştıkça, yok etmeye çalışan birileri daha olacaktır bu ülkede. Amaçları yok etmek olmasına rağmen, davaları o kadar samimidir ki onlar, geceleri bizlerden daha fazla uyurlar. Bu devran birgün tersine dönecek, herşey güzel olacak birgün, bundan eminim. Ama o zaman gelene kadar, birileri feda edilecek. Korkarım onlar da bizler olacağız, DGS'ye hazırlananlar...

Ercan POLAT 19.05.2009, 00.00

Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun

  • Currently 0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Kategorisiz

Yakın Tarih Karşısında Tarihçinin Suskunluğu -- Yavuz Bahadıroğlu - Vakit

ercan tarafından yayınlanmıştır 16. Mayıs 2009 17:19
Yakın Tarih Karşısında Tarihçinin Suskunluğu

Mustafa Yurdum soruyor: “Sultan Abdülhamid, neden 31 Mart sonrasında İstanbul’u işgal edip kendisini tahttan indiren Hareket Ordusu’na ateş emri vermedi? Neden bu konuda Hassa Ordusu komutanlarının ricalarını, ‘Ben Halife-i İslâmım, kardeşi kardeşe kırdıramam!’ diyerek geri çevirdi?”
Siz “bıkkınlık” ve “küskünlük” nedir bilir misiniz Mustafa Bey?
Hani yıllar boyu çırpınırsınız. Tabir caizse “saçınızı süpürge” edersiniz. Pek çok güzellik çıkarırsınız ortaya. Fakat fark etmeleri gerekenler bu güzellikleri fark etmezler. Küçücük ayrıntılara saplanıp varlığınızı kemirenlere iltihak ederler…
Sonunda kimseye yaranamadığınızı, sizi en çok anlamaları gerekenlerin bile anlamadığını fark edersiniz. İşte bu nokta “bıkkınlık” ve “küskünlük” noktasıdır. O noktada, “Ne halleri varsa görsünler” deyiverirsiniz.
Sultan II. Abdülhamid de öyle yaptı. Bediüzzaman’a “Şefkatli Sultan” dedirten mizacına uygun davranıp ateş emri vermedi. Devletin iki ordusunu karşı karşıya getirmedi. Devletin iki ordusunu karşı karşıya getirip ateş emri verseydi, Ahmed’i Mehmed’e kırdırmış olurdu. O zaman da “Tahtını korumak için kardeşi kardeşe kırdırttı” derlerdi.
Yani her hal u kâr da muarızlarından beraat kararı alması mümkün değildi.
Muhtemelen beraat kararını Allah’tan almayı yeğledi ve kardeşi kardeşe kırdırmaktansa, tahtını terk etti. Sürgünü, hatta ölümü göze aldı. Bu vicdanlı bir yaklaşımdır.
Ne var ki, Sultan Abdülhamid konusunu sürekli yazmak zorunda kalmak da bana bıkkınlık ve küskünlük vermeye başlamıştır. Çünkü bu memlekette kimse bilginin-belgenin, daha açıkça söylemek gerekirse, gerçeğin peşinde değildir. İnsanlar sadece kendi kanatlarının doğrulanmasını istiyorlar. Bir zamanlar birilerinden duydukları, ya da bir mecmua sayfasında çalakalem yazılmış yazıdan edindikleri “kanaat”ı bilgi-belge ile yarıştırıyorlar. Ve bıkmadan uzanmadan aynı nakaratı tekrarlıyorlar. Ama ben, yazılarımın altına “yorum” adı altında aynı saçma sapan nakaratı koyanlardan artık sıkıldım!
Bir yazımda “Abdülhamid müstebid, ancak müşfikti” dedim. Bu konunun “taraf”ları ve “taraftar”ları üzerime çullandı. Maalesef böyle oluyor. Tarihi futbol maçına dönüştürdüler. “Taraf”lar ve “taraftar”lar oluşmuş: “Abdülhamidciler”, “Vahdettinciler”, “Enverciler”, İttihadcılar”, “Atatürkçüler”, vs.
Ben bir “şeyci” değilim. İlle de bir “şeyci” olacaksam, araştırma”cı”yım. Ulaşabildiğim belgeleri, ya da o belgelerden edindiğim yorumları paylaşıyorum. Hâlâ “Sen Ulu Hakan’a ‘müstebid’ dedin, cenaze namazın kılınmaz” havasında yaklaşıyorlar.
Kılmayın o zaman! Dedim ve diyorum. Çünkü bu bir gerçek... Dâhi olması, vatanı 33 sene tek parça halinde tutması, Yahudileri engellemesi bunu değiştirmez. İstibdadın “zaruret”i olabilir, ama “mazeret”i olamaz! İstibdat istibdattır! Ayrıca, kendisinden sonra gelenlerin istibdadıyla mukayese edildiğinde, Abdülhamid istibdadının daha hafif kalması, istibdat yapmadığı anlamına gelmez.
Meclis lâğv edilmiş, geniş bir polis teşkilâtı kurulmuş, hürriyetler rafa kaldırılmıştır… Gazete ve dergi çıkarmak ruhsata bağlanmıştır.
Padişah ve ailesi aleyhine yayın yapmak suçtur. Bu tür yayınlar yapan gazeteler kapatılır, sorumlularına üç yıla kadar hapis cezası verilir.
Devletin güvenliğini sarsacak kışkırtıcı yayın yapan gazeteler temelli kapatılır.
Anayasa ile tesis edilen nizam aleyhinde yayın yapanlara ve gazete mesullerine bir yıla kadar hapis cezası verilir.
Hükümet ve şahısların hakkında yapılacak yayınlara verecekleri cevabın, cevap tarihinden sonraki ilk veya ikinci sayıda yayınlanması mecburidir.
Anlayacağınız, Abdülhamid döneminde sansür iyice şiddetlenmiş, bazı keyfi uygulamalara da sahne olmuştur.
Basına konulan yasaklar arasında kelime yasakları dikkati çekmektedir. Meselâ “anarşi, suikast, grev, ihtilal, irtica, irtiyab (kuşku), istibdat, inkılâb, oportünist, oligarşi, bomba, parlamento, Pan-Tûrkizm, Pan-Elenizm, cemiyet, cumhur, hürriyet, sansür, sosyalizm, zehir, randevu, disiplin, diktatör, Ermenistan” gibi kelimelerin kullanılması yasaklanmıştır.
Gazete ve mecmualarda yayınlanacak bütün yazılar önce sansür kuruluna gidiyor, orada gereken düzeltmeler yapılıyor, hatta tümden değiştiriliyor, ancak ondan sonra yayınına izin veriliyordu. Bu konularda yapılan küçük bir yanlışlık dahi gazetenin kapatılmasına sebep olabiliyordu.
İstibdat döneminde sansür sadece gazetelere değil, kitaplara da uygulanmıştır. Bu dönemde çok kitap bu sansürden payını almış ve bazı kitaplar da yakılmıştır.
İktidar gazetecilere birtakım çıkarlar sağlamış ve aynı dönemde jurnalcilik almış başını gitmiştir. Arkadaşını jurnalleyene para verilmiştir. Böylece insanlar iftiraya varan bir yola sürüklenmiştir.
Başkalarını bilemem, ama benim anlayışımda bunların yapılması “istibdat”tır. Yönetimi buna “mecbur” saymak, “istibdat” olgusunu ortadan kaldırmaz.
Kaldı ki, pek çok konuda haklı olmak demek, her konuda haklı olmak demek değildir.
Aslına bakarsanız Sultan II. Abdülhamid, tarihimizin en talihsiz hükümdarıdır. Çünkü zıtların, zıtlaşmaların arasında kalmıştır. Bir taraf “Ulu Hakan Cennetmekân Veliy-yi muazzam Sultan Abdülhamid Han-ı sâni Hazretleri” derken, diğer taraf “Kızıl Sultan” nakaratını tekrarlıyor. Sultan Abdülhamid gerçeği ise iki zıtlaşmanın arasında yitip gidiyor…
Dürüst tarihçi vicdanı bile bu konuya girip gireceğine pişman ediliyor.
Yine de kalem yazmak zorundadır, değil mi dostlarım?

Yavuz Bahadıroğlu - Vakit
ybahadiroglu@vakit.com.tr
2009-05-16

Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun

  • Currently 0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Köşe Yazarlarından

"Sevgimi çarmıha gerdiler..."

ercan tarafından yayınlanmıştır 5. Mayıs 2009 18:46
"Gençliğim?" dedim,
"Ver!" dediler.
"İstikbalim?" dedim,
"Yok!" dediler.
"Kanım?" dedim,
"Dök!" dediler.
"Canım?" dedim,
"Milletin" dediler.
Sevdim!...
"Suçtur!" dediler.
Ve çığlıkla yarıldı karanlık,
Sevgimi çarmıha gerdiler...

Muhsin YAZICIOĞLU
(İnnâ Lillâhi Ve İnnâ İleyhi Raciun)

“Bir elime güneş’ i,
Bir elime ay’ ı verseler;
İşte sana bu dünya,
Sonsuz nimet deseler...
Vallahi vazgeçmem
Bana verilen şu Hak Dava’ dan,
Ya bu yolda can verip
Ya ‘Hedef’e varmadan...”

2 kişi tarafından 5.0 olarak değerlendirildi

  • Currently 5/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Şiir



Bu site BlogEngine.NET 1.4.5.0 ile oluşturulmuştur. Türkçe çevirisi BlogEngine TR ekibi tarafından yapılmıştır.

Ercan POLAT

1987 İstanbul doğumludur, asıl memleketi Malatya'dır.    
İlk öğrenimine Küçükçekmece - Yunus Emre İlköğretim Okulu'nda başlamış, Bey-Koop Ali Çebi İlköğretim Okulu'nda bitirmiştir.
2005 yılında Avcılar Endüstri Meslek Lisesi, bilgisayar bölümünden mezun olmuştur.
2008 yılında Trakya Üniversitesi, Bilgisayar Teknolojisi ve Programlama bölümünü bitirmiştir.
Bir müddet özel bi firmada yazılım geliştirici olarak çalışmıştır. 
"Hiçkimseye benzemem, beni tanıyanlar bilirler. Ve şunu da bilirler, hayatları boyunca benim benzerimi dâhi tanımayacaklardır..." 

İletişim Bilgileri

Calendar

<<  Mart 2010  >>
PaSaÇaPeCuCuPa
22232425262728
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930311234

Yazıları geniş takvimde göster

Son Yazılar