Sinema Hakkında

Administrator tarafından yayınlanmıştır 14. Temmuz 2009 16:17
Sinema nedir sizin zihninizde?
a- Sadece sevgilimle beraber vakit geçirmek yada başka şeyler yapmak için arada sırada gittiğim mekan
b- Arada sırada evdeki DVD'lerden birini cihaza takarak izlemeye başladığım, yarım saat içerisinde ısınamazsam izlemekten vazgeçtiğim, hoşuma giderse sonuna kadar izlediğim filmlerden ibaret
c- Televizyonda zaping yaparken, hareketli bir sahnesine denk geldiğim, ve hep o şekilde hareketli sahneler olacağını umarak sonuna kadar devam ettirdiğim filmlerden ibaret
d- Sadece Action filmlerden ibaret
e- Sadece hayranı olduğum oyuncuların oynadığı filmlerden ibaret
f- Sadece sevdiğim tarzda olan filmlerden ibaret
g- Herkes övdüğü için yada izleyicisi çok olduğu için kendimi izlemeye mecbur hissettiğim filmlerden ibaret
h- Gerçekten sanatsal açıdan izlemeye değer olduğuna inanarak izlediğim filmlerden ibaret
i- Sinema benim hayatım!
...

Bunlardan herhangi biri, sinemanın sizin zihninizde tanımı olabilir. Mesele bunlardan herhangi biriyle uyuşmanız değil, hangi zihniyetle yaklaşırsanız yaklaşın, bir sinema filmini ne kadar bilinçli bir şekilde izlemeniz gerektiğiyle alakalı bir durum.

Günümüzde sanatsal açıdan vasat bir dönem geçiren Hollywood sinemasının (Türk sinemasına en son değineceğim) uyguladığı üç yöntem bulunmakta:
1- İyi senaryo bulunamayınca devam niteliğinde filmler çekmek (üç yada 4 seri, bazen bunları yanlışlıkla dizi olarak tanımladığım da olmuştur)
2- Eski filmlerin yeni uyarlamaları (köstebek-hatta oscar aldı bu film-, maymunlar cehennemi, Omen v.s. birsürü var...)
3- En çok uykuladıkları yöntem budur, yüksek bütçe harcarlar (60-80 milyon $) fakat senaryo klasikdir. Kısacası anlatmak gerekirse bu tarz filmlerin senaryolarını, hikaye şöyledir:
iyi adam ve kötü adam vardır, klasik. Bir de kadın. Filmin bir tarafında mutlaka bir sevişme sahnesi vardır. Nedense sinemaya giden kişilerin, en çok bu sahneler ilgisini çeker, sanki piyasada bu görüntüleri fazlasıyla bulabilecekleri videolar yokmuş gibi!! Filmde birkaç hareketli sahne vardır, olmazsa olmazdır zaten. Büyük bir ihtimalle silahlı çatışma sahneleridir bunlar. Polisimiz de vardır tabii filmde. Ve illaki bir otomobil sahnesi vardır. Ve beklenen son, 'etkileyici' bir patlama veee intikam alınmıştır, ölen ölür kalan sağlar bizimdir. Birçok kişiye sinemadan çıkışında sorsanız böyle br filmi, vereceği cevap klasikdir: "Evet, hareketliydi, güzeldi, hoşuma gitti". Bir de bana sorun: "5 para etmez, 80 milyon$ bütçe birçok filmde olduğu gibi bu filmde de boşunaymış!" derim.

Tüm bunların yanında illaki arada bir güzel yapıtlar çıkıyor. Ancak dünya sineması öyle bir dönem yaşıyorki sanatsal açıdan, oyunculuk kalitesi ve senaryo kalitesi açısından eski yapıtları arar olduk. Yeni filmlerde güzel bulduğunuz sahnelerden birçoğu, taklitlerden ibaret. O filmi izlerken, bir anda başka bir filmi anımsayabiliyorsunuz. Yani ortada orjinal bir yapıt yok denecek kadar az, belkide yok. Amerika'da da ülkemizde olduğu gibi insanlar sinemayı bırakıp dizilere sarmış kafayı. Lost, Prison Break... İnanın bu zihniyetin ülkemizdeki "Yaprak Dökümü'nü yada Kurtlar Vadisi'ni hiçbir sinemaya değişmem" diyen zihniyetten hiçbir farkı yok. Peki Ülkemizde durum nasıl? Malesef vasatın altında. İran ve Fas yapımı filmler dahi bizim filmleriizden daha fazla ilgi görüyor Avrupa'da. Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz ve Ahmet Uluçay'dan başka çırpınan yok sanatsal yapıtlar üretmek konusunda, ve karşılıklarını aldıkları ödüllerle alıyorlar, tanınmasalar da umurlarında bile değil, çünkü düşünceleri para kazanmaktan ziyade sanatsal yapıtlar üretebilmek. Tabi düşündürücü olan da şudur ki malesef herkes Recep İvedik'i bu yönetmenlerden daha fazla tanır. Malesef 15 günde çekilen filmler ülkemizde gişe rekorları kırıyor. Malesef hâla "Hababam Sınıfı, Recep İvedik, Küçük Kıyamet, Çılgın Dersane, Muro ..." gibi filmleri izlemek için para veriyoruz gişelerde. Oysaki bunların tek amacı var, o da para kazanmak. Elbette her film bu amaçla çekilir ancak sadece bu amaç düşünülmez gerçek bir yapıtta. Her filmde sanatı ön planda tutmak olmalıdır amaç. Bundan 20 yıl sonra, şu anda "dünyayı kurtaran adam" gibi filmlere nasıl bakıyorsak işte bu 'yapıt'lara da öyle bakacağız, emin olun, ve anlayacaksınız ki şu anda, 30 yıldan beri sinema konusunda en ufak bir ilerleme bile kaydedememişiz.

İyi ve bilinçli seyirler dileğiyle...
Ercan POLAT

1 kişi tarafından 4.0 olarak değerlendirildi

  • Currently 4/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Sinema



Bu site BlogEngine.NET 1.4.5.0 ile oluşturulmuştur. Türkçe çevirisi BlogEngine TR ekibi tarafından yapılmıştır.

Ercan POLAT

1987 İstanbul doğumludur, asıl memleketi Malatya'dır.    
İlk öğrenimine Küçükçekmece - Yunus Emre İlköğretim Okulu'nda başlamış, Bey-Koop Ali Çebi İlköğretim Okulu'nda bitirmiştir.
2005 yılında Avcılar Endüstri Meslek Lisesi, bilgisayar bölümünden mezun olmuştur.
2008 yılında Trakya Üniversitesi, Bilgisayar Teknolojisi ve Programlama bölümünü bitirmiştir.
Bir müddet özel bi firmada yazılım geliştirici olarak çalışmıştır. 
"Hiçkimseye benzemem, beni tanıyanlar bilirler. Ve şunu da bilirler, hayatları boyunca benim benzerimi dâhi tanımayacaklardır..." 

İletişim Bilgileri

Calendar

<<  Mart 2010  >>
PaSaÇaPeCuCuPa
22232425262728
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930311234

Yazıları geniş takvimde göster

Son Yazılar