
Ocak 29, 2010 18:27
ercan tarafından yayınlanmıştır
Biz önce
generallerden başlayalım.
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ
“Balyoz planıyla” ilgili konuştu ama doğrusu ben ne dediğini gene pek
anlamadım.
Bu planı araştırıyorlarmış.
Ben öyle “muğlâk”,
ortadan konuşmaları sevmem, öyle de konuşmam, netlikten, açıklıktan
yanayım.
Birinci Ordu’da hazırlanan “darbenin” cami yakmak gibi
korkunç planlarının “harekât emirleri” var, bu emirleri hazırlayan
subayların isimleri var, bu harekâtta görevlendirilen personelin
isimleri var ve bu emrin yazıldığı “bilgisayarın” kimliğine ait bilgiler
var.
Biz bu harekât emrini ve içindeki isimleri açıkladık.
Böyle
başka planlar da bulunuyor, onlarda da “görevlendirilmiş” personelin
isimleri yazılı, onların da çıktığı bilgisayarlar belli.
Genelkurmay’ın
elinde bu harekât planları yoksa verelim.
Varsa kendileri
baksınlar.
O harekât planlarında isimleri yazılı olan subaylar
sağ, bir kısmı hâlâ görevde, çağırıp onları, sorsunlar.
Ya
diyecekler ki “bu planlar maalesef hazırlanmış, sorumlularını yargıya
havale ediyoruz”.
Ya da diyecekler ki, “o planları o subaylar
hazırlamamış ama Birinci Ordu’daki bütün bilgisayarlara girilmiş, ayrı
ayrı bilgisayarlarda ayrı ayrı emirler yazılmış ama ne Birinci Ordu ne
de Genelkurmay, harekât bölümlerinin, komutanlarının, subaylarının resmî
bilgisayarlarının başkaları tarafından ele geçirildiğini fark
edebilmiş.”
İki ihtimal var, ya Birinci Ordu darbe planı
hazırladı ya da Birinci Ordu “düşmanlar” tarafından gizlice zaptedildi
ama kimse fark edemedi.
Hangisi?
Lafı uzatacak, ezecek,
büzecek bir şey yok.
Durum net, belge net, soru net.
Ama
cevap net değil.
Sarıkamış’ta binlerce askerin Enver Paşa’nın
zekâsız çılgınlığı sonucu öldüğünü yıllarca bu halktan saklayan
“gazetecilerin” bugünkü uzantıları olan küçük çakallarını bizlere,
ailelerimize saldırtmak, bizi bu soruları sormaktan vazgeçirmez.
Küfürlerle,
gürültülerle, aşağılık oyunlarla olayı saptırmalarına izin vermeyiz.
Onun
için kurtuluşu buralarda aramayın.
Net ve açık konuşun.
Bu
arada, “TSK’nın sabrının sınırı” olduğunu söyleyen Orgeneral Başbuğ’a
şunu da sormak istiyorum.
Ne olacak sabrınız tükenirse?
Vurduracak
mısınız, tutuklatacak mısınız, gazeteyi mi kapattıracaksınız?
Bu
ne biçim konuşma?
Türkiye’nin “hukuk sistemini” sizin sabrınızın
ölçüleri mi belirliyor?
Vazgeçin bu tehditlerden.
Ben
yaşlı bir adamım, ölüm bana kapı komşusu artık, bir gün önce bir gün
sonra hesabı yapacak halim yok, bu tehditlere aldırmam, sizin
“aferininizi” almak için paçamda dolaşan solucanlarınızın yapışkan
ıslaklığından iğrensem de, çok kızarsam elimin kirlenmesine aldırmaz
onları da avucumun içinde ovalayıp parçalarım.
Bunları boşverin
de siz işinizi yapın, darbe planları hazırlayanları ortaya çıkartıp
yargıya sevk edin.
Ordunun içindeki bu “darbeciler” yüzünden biz
asıl konuşmamız gereken konuları konuşamayız.
Neşe Düzel, Adil
Gür’le muhteşem bir konuşma yaptı, Gür sadece siyasetteki son durumu
değil, yaptığı araştırmalar sonucu belirlediği Kürt halkının
eğilimlerini, isteklerini de açıkladı.
Gür’ün araştırmasına göre
DTP’lilerin yüzde seksene yakınının istemesine rağmen partili olmayan
Kürtlerin büyük çoğunluğu “özerklik” istemiyor, Kürtlerin özerkliğini en
çok destekleyenler “beyaz” Türkler.
Gür’ün araştırmasını temel
aldığımızda, en azından ilk adım için “demokratikleşmenin”, Kürtlerin
eşit vatandaşlar olmasının sağlanmasının “Kürt sorununu” büyük ölçüde
çözebileceğini görüyoruz.
Dağdaki PKK’lılar için getirilecek bir
af da ortamı çok rahatlatacak.
“Ayrılmayı, bölünmeyi” bir yana
bırakın “özerkliğe” bile isteksizce yaklaşan Kürtlerle Türklerin nasıl
bir sorunu var o zaman?
“Demokratikleşmeye” karşı çıkan Türkler,
hep “ülkeyi bölecekler” mazeretinin arkasına sığınıp her türlü gelişmeyi
engellemeye uğraşıyorlardı.
Hükümet de onların bu “temelsiz”
çıkışlarından korkup geriliyordu.
Bunun yanlış bir korku olduğu
anlaşılıyor.
Türkiye, yeni ve çağdaş bir düzen kurabilir
kendisine, Türklerle Kürtlerin eşit olduğu, Avrupa standartlarını
oluşturmuş, askeri kışlasına göndermiş, halkın iradesini parlamentoya
yansıtmış, dindarların inanç özgürlüğüne, dinsizlerin yaşama biçimine
saygılı, fikir özgürlüğünü kısıtlamayan, barış içinde bir ülke
kurabiliriz.
“Yanlış korkularla” gelişmeleri engellemeye
kalkanlara aldırmadan yürüyecek bir hükümet bu sorunları çözer.
Çözmeli
de.
Bıktık usandık bu sıkıntılı, baskılı, kasvetli hayattan.
Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun
- Currently 0/5 Stars.
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5