
Aralık 19, 2010 08:39
ercan tarafından yayınlanmıştır
Kaybedecek birşeyi olmamayı ise, her an birşeyleri kaybetme durumuyla karşı karşıya olmaya tercih ediyorum. Zira neticede daha az zarar ediyorum, belki de hiç etmiyorum. Her zaman haklı çıkmıyorum, bu yüzden daha şanslı sayılıyorum. Çünkü haklı çıkmak bana birşey kazandırmıyor. Oysa her yanıldığımı farkedişim, bana yeni birşeyi öğretiyor, ders veriyor. Dolayısıyla daha kârlı çıkıyorum. (*) Kimseye otobüste yada metroda yer vermek istemiyorum, bu yüzden mümkün olduğunca ayakta gitmeye özen gösteriyorum. Her zaman benim istediğim oluyor ve kimse beni reddedemiyor, çünkü teklif dahi etmiyorum. Aldatılmıyorum, çünkü zaten inandırılamıyorum. Karşılık alamamak bir hayal kırıklığı değil, bir amacın hedefine ulaşmasıdır benim için, karşılık beklemeksizin yaparak veya hissederek yaşamak...
(*): "Eğer bir mes'elenin münazarasında kendi sözünün haklı çıktığına taraftar olup ve kendi haklı çıktığına sevinse ve hasmının haksız ve yanlış olduğuna memnun olsa, insafsızdır." (B.S.N)
Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun
- Currently 0/5 Stars.
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5

Aralık 18, 2010 08:38
ercan tarafından yayınlanmıştır
Hayatım boyunca sadece bir defa orjinal film, orjinal müzik, orjinal bilgisayar oyunu ve orjinal yazılım satın aldım. Çünkü her defasında bunu yapacak imkanım olmadı ama imkanım olmadığı halde dahi bir defa da olsa yapmış bulundum, kendi adıma bir ilk olsun diye. Çünkü ilkler önemlidir, tek olduklarında ise paha biçilmezdir.
Sanki günlük yazmak gibi anlık hislerimden yada yaşadıklarımdan bahsetmek de pek huyum değildir, hatta hiç yapmadığım şeydir. Şu anda bunu yapıyor (yapacak) olabilirim, ama sürekli yapacağım diye değil. Belki yine bir ilk olsun diyedir. Kimbilir, belki de tek olur...
1- Bir düzine vesikalık fotoğrafın hepsini yaptığım iş başvuruları esnasında doldurduğum formlarla birlikte verdim. Resimsiz yada internet üzerinden yaptığım başvuruların sayısıyla birlikte toplam başvurularımın sayısını ise henüz hesaplamadım. Bir tanesi bile geri dönüş yapmadı. Bu yaşıma gelip de hâlâ bi boka yaramayan beceriksizin teki olduğumu düşünenlerin, hatta bunu açıkça söyleyenlerin, yanılmıyor olabileceğini daha fazla düşünmeye başlıyorum bu aralar.
2- Eskiden hocaların öğrencilere hava attığı izlenimine kapılmazdım, ezici laflar etmelerine rağmen. Şimdi ise bu hisse kapılmamın özel bir sebebi mi var yoksa gerçekten başkalarının tasdik ettiği gibi böyle bir amaç peşindeler mi bilmiyorum, ama ilk kez canımı bu kadar acıtmaya başladı. Kimisi "İşte 23'ünde üniversiteye başlamak böyle birşey" diyor, kimisi ise "bunun yaşla alakası yok" diyor bu durumum için.
3- İlk kez İstanbul'u özlemiyorum bu kadar uzağındayken. Üstelik hiçbir olanak evimdekine nazaran daha olumlu da olmadı burada. Gelmeden önce bunu asla tahmin edemezdim. Bunun olası sebepleri üzerinde kafa yormak da istemiyorum açıkçası, bir de bununla işgal etmeyeyim zihnimi.
4- Cebimde beni onbeş gün idare edecek kadar param var Allah'a şükür. Bir de bunun onbeş katı kadar borçlandığım gelmese aklıma daha da güzel olacak, ama elbet bir kapı açacak mevlâm.
5- Birçok beklenti, hayal, umut vardır herkesin zihninde. Bende eskiden ne dereceyse şimdi de aynı, ne eksik ne de fazla. Ne daha yakınım artık, ne de daha uzak. Minik bir mum alevi büyüklüğündeki umutlarıma yazıklar olsun! Ne ısıtmayı başardı ruhumu, nede aydınlatmayı becerdi karanlığımı. Ne eriyip bitene kadar mücadele etmeyi başardı, nede oradan oraya sıçrayıp büyümeyi. Sönüp durmaktan başka bi boka yaramadı. Kırılmayasıca inadım; ne yeniden yakmaktan vazgeçti her seferinde, nede üfleyip söndürmeyi becerebildi, birdaha yakmamak üzere...
Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun
- Currently 0/5 Stars.
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5

Aralık 13, 2010 08:35
ercan tarafından yayınlanmıştır
Aşkı bir hedef olarak görmedim ki 'otobüs'ü ona varmada kullanmaya ihtiyaç duyabileceğim bir araç olarak göreyim, doğru 'araç' gelinceye dek ömrünü bir 'durak'ta geçirmeye razı olanlar misali.
Ben, soğuk kış gecelerinde dâhi ellerim ceplerimde titreyere titreye de olsa yürüdüm, sadece yürüdüm. O duygu, yalnızca kaderin bir tecellisi hükmündeydi benim için. Bazen varlığından bile şüphe ediyordum. Eğer gerçekten var ise, bir gün arkamdan yetişip elimden tutacaktı, sıcaklığını hissettiğim an inanacaktım varlığına. Bu, ne bir beklenti oldu benim için ne de bir inanç, yalnızca bir varsayımdan ibaretti. Bana gerçekten varlığını gösterdiği an ise KADERİM olacak. O günden sonra bile, onun sıcaklığıyla dondurucu ayaza inat, eğip başımızı yine yürüyeceğiz usul usul...
Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun
- Currently 0/5 Stars.
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5

Aralık 12, 2010 08:34
ercan tarafından yayınlanmıştır
"... Tecrit hücrelerinde yatıyoruz. Bir gün sol görüşlü birini hücrenin içerisinde yatırdılar. Ayağını kapının demir parmaklığı arasından dışarı çıkarttılar. Ayaklarının tabanlarına vuruyorlar. Önce hiç sesi çıkmadı. Daha sonra yavaş yavaş sesler gelmeye başladı. Bunun üzerine ben bağırdım hücremden: "Yetti be! Yeter artık! İnsanız biz!". Kaptılar beni götürdüler, komutanın karşısına çıkardılar. Bir tanesi dedi ki: "Allah Allah! Sen, Muhsin Yazıcıoğlu'sun öyle mi? Sen niye askere karşı geldin!.." Olayı anlattım. "Sana ne!" dedi. Dedim ki: "Ben insanım! Biz insanız!". O da diyor ki: "Bu senin dışarıda döğüştüğün adam değil mi?".
Ondan sonra da hücre cezasına çarptırıldım..."
Muhsin Yazıcıoğlu'nun "Dikeni Gül Eylemek (Mamak Şiirleri)" adlı kitabından alıntıdır.
Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun
- Currently 0/5 Stars.
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5

Aralık 10, 2010 08:31
ercan tarafından yayınlanmıştır
Ne kadar boş yaşamışım. Tam birşeyler kazandım derken bi bakmışım elimdekileri de kaybetmişim, hiçbiri bana ders olmamış. Aslında kaybedilen zaman beraberinde bana başka neleri kaybettirmiş de henüz farkına varamamışımdır, o da apayrı bir mevzu.
Hep umutla yaşamak tek tesellidir, ölmeden önce o dünyevi emellere ulaşma hevesi bitmek bilmez insanoğlunda. Kavuştuğunda da umut, yerini kaybetmeme korkusuna bırakmıştır. Seneler ilerledikçe de bu korkunun gittikçe azalmaya başladığını hissetmeye başlayacaktır artık. Bunun asıl sebebi ne bir tatminsizlik, ne de isteklerde sınır tanınamazlıktır. Tek gerçek vardır artık tereddütsüz inandığı, sonunda herşeyi kaybedecek olmanın kaçınılmazlığı.
Duymamazlıktan gelmek ne de kolay geliyordu oysa, "tüm aşklar bir gün bitecek" gerçeğini. Geçen yıllar, parayla satın alamayacağı şeyleri artarak arttırıyordu. İnanmak kolayına geliyordu oysa zamanında "paranın satın alamayacağı şey yoktur" denince.
Onların ileri görüşlülüğü yalnızca izlediği yol ile sınırlıydı, varacağı noktayı düşünmeksizin. Bence herşey sadece basit bir hayal gücünde gizliydi. Öyle bir zaman makinesi oluşturmalıydıki zihninde, geleceğe gidebilmeliydi ilk olarak. Geleceği erkenden yaşamak için değil, geçirdiği yılların gölgesinde geçmişine bir göz atabilmek, hatırlayabilmek için. Geçmişte güldüklerine
Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun
- Currently 0/5 Stars.
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5

Aralık 10, 2010 08:26
ercan tarafından yayınlanmıştır
Gözümün önünde birkaç çeşit yemeği kısa bi sürede midesine oturtan kişinin, akli dengesinin bozuk olduğuna inanmadığım müddetçe, sofraya oturmadan önce karnının tok olduğuna beni hiçkimse inandıramaz.
Nasıl bir fantezidirki bu? Evet ne kadar çok benzin, o kadar çok yol. Depo dolunca bagaja mı dolduracaksın peki yakıtı? Hadi önce bidonlar doldurup sonra bagaja attın, sonrasında depoya doldurmadan gidermi o araç? Varmı midede böyle bir bag...aj? Koyun değilsinki sonra geviş getiresin arkadaş!
Iktisatlı olmak bahanesiyle cimrilik yapan kişinin, eğer müthiş bir manevi hastalık virüsü kaptığına inanmadığım müddetçe, hiçkimse beni onun maddi anlamda zengin biri olduğuna inandıramaz. "Varlık içerisinde yokluk çekiyor" demezlermi adama? Hem kendisine hem de etrafındakilere zulmediyor, akıl neyle yorumlarki bunu?
'Zor' ve gizemli görünmeye çalışan insan modelleri, 'basit' olmasanız neden böyle davranmaya ihtiyaç duyasınız? Bir de "öyle mi görünmeye çalışıyoruz yoksa gerçekten öyle miyiz?" diye sorup sinirlerimi zımparayla kazırcasına yıpratmanız yok mu? Dilimi ısırmaya ihtiyaç duymuyorum, çünkü boş odada size söylediklerimi hiçkimse duymuyor neyseki... Kanıt mı? Siz değilmiydiniz bi küp şeker misali kendinizi çayın içine atıp zamanla "bak nasıl çözünüyorum?" diyen geri zekalılar!? Şimdi inkar mı ediyorsunuz? Hiç şaşırmadım, bu da sizi çözen o yalanlarınızın bir parçası olsagerek!
Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun
- Currently 0/5 Stars.
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5

Aralık 3, 2010 07:17
ercan tarafından yayınlanmıştır
Sadece sana tutunarak mı aşabileceğimi iddia ediyorsun? Söylesene, beni hayata tutundurmak için mi varsın yoksa daha çok acı çektirmek için mi?
Anlıyorum, geçmişte elde ettiğim birçok şeyi senin varlığına borçluyum. Kazandığım hiçbirşeyi çalışarak kazanmamıştım ve bu senin varlığının vesilesiyle olmuştu. Ama bu sefer sana ihtiyacım yok, çünkü varlığın bana acı vermeye başladı artık. Bi noktadan sonra işe yaramayacaksın ve "ÜMİT" olmaktan çıkıp şeytani bir vesveseye dönüşeceksin artık. Ben ne mi hissediyorum? Evet haklısın, kanımca da böyle sürmeyecek hiçbirşey. Herkes hakettiğini yaşayacak, yaşadıklarını ve yaşattıklarını hatırlayacak, hafızalarına inen o perde kalkacak ve karanlıkları aşıp herşeyi gün gözüyle görecekler, hatırlayacaklar. Haklısın, farklı düşünmüyoruz ama sebep bu değil. Söylediklerinin neticede gerçekleşmesi, o saatten sonra bana birşey kazandırmayacak. İş işten geçmiş olacak, o an benim için bir 'milat' olacak ve geçmişte, aldığım her nefeste dâhi senin varlığına ihtiyaç duymamı sağlayan o 'sebep'lerin ne kadar 'küçük' ve 'basit' olduğunu daha iyi anlayacağım artık. "Asıl perde benim gözüme inmiş" deneyecekmiyim peki o zaman..?
Allah'ım, zihnimi faydasız ve intikam odaklı hedef ve ümitlerden arındır. Düşünce ve emellerimi, senin rızandan yoksun olanlarının her türlüsünden uzak tut. Hiç kuşku yok ki onların neticesi yalnızca üzüntüdür, beni her daim bu bilinçle yaşat!
1 kişi tarafından 3.0 olarak değerlendirildi
- Currently 3/5 Stars.
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5

Aralık 1, 2010 10:13
ercan tarafından yayınlanmıştır
Artık bu meselenin biraz fazla mı uzadığını düşünüyor herkes? En az
böyle düşünenler kadar eminim, oysaki dışarıda oluşturduğu izlenimin
tersine uzadıkça küçülüyor içimde.
Aldatılmanın yada kandırılmanın değil, belki sadece bir yanılgının
neticesiydi yaşadıklarım. Yani benim yanılgımdı bu, benim meselemdi,
benim sorunumdu, dolayısıyla tek suçlusu da ben olmalıydım, böyle mi
düşünüyor herkes? Bundan da eminim, en az her defasında beni dinlemekten
sıkılan fakat bunu gizlemeye çalışanların benden gizledikleri o gerçek
düşüncelerinin ne olduğundan emin olduğum kadar.
Peki bu suçun cezasını kesen niye ben değilim, niçin iradem etkisiz
kalıyor? Oysaki ben kimseye zarar vermedim, kendimeydi ancak zararım.
Burada bir çelişki yokmu?
Sürekli "eminim" deme sebebim bu tip düşüncelerin gerçek olduğunu
onaylamak babında değildir, sadece bu tip düşüncelerin varlığının
farkındalığını ifade etmek içindir. Çünkü herşeyi olduğundan çok daha
basit veya tamamen gereksiz gormeye meyilli bu düşüncelerin hiçbiri,
gerçekleri uzaktan - yakından ifade etmemekle beraber, herbiri, böyle
düşünenlerin dar bakış açılarının oluşumunda kullanılan 'çürük
malzeme'nin soyutlaşmış bir orneğini ifade eder.
Basit görmek yada küçümsemek, göklere çıkma vaadi veren şeytani bir
vesvesenin galip gelmesinin bir neticesidir sadece. Sonuç ise 'basit'
gördüklerinizin gözünde 'basit'leşmektir, neticesinde yerin dibine
gömülmeye kanıt teşkil eder!
Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun
- Currently 0/5 Stars.
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5