Hayatın İnce Espirileri

ercan tarafından yayınlanmıştır 23. Kasım 2009 16:04
Başarı yada hezimettir sonunuz
Belki zenginlik, belkide fakirlikle imtihan olursunuz
Ya zirvelere çıkarsınız, yada hepten batarsınız.
Ama en endişe verici olanı da şudur ki;
Ya sevilirsiniz ya da sevilmezsiniz.

Hayatınızda olumlu yada olumsuz herşey,
O ince çizgi ile aranızda olan mesafeyle alakalıdır.
Hep aynı manzaradır;
Ya bir adım önünde kalırsınız ya da bir adım gerisinde...

Azıcık geride kaldınızmı, kurtuluşunuz yoktur.
Mutlaka ayağınız kayar ve hepten batarsınız.
Ama o çizginin önüne adımınızı atmayı başardığınız anda
Sizi ötelere itecek kuvveti sırtınızda hissetmeniz için büyük mücadelelere ihtiyacınız yoktur artık.

Bu çizginin ötesine adım atmanın
Her zaman ince bi 'espirisi' vardır bu hayatta.
Kural, bu ince espiriyi yakalamaktır.
İşte o andan itibaren basarsınız 'kahkahayı' hayata.

Bir sınavdaki ufak bir dalgınlık sizi bitirebilir..
Tek soruyla hayalinizdeki üniversiteyi kaçırabilirsiniz, yada kazanabilirsiniz.
Bu iki ihtimal arasındaki mesafe sizi apayrı yönlere sürükleyebilir,
Ya göklere çıkarsınız ya da yerin dibine girersiniz.
Siz ömrünüz boyunca elde ettiğiniz başarılarla övünürsünüz belki
Ama sizi başarıya kavuşturan şey, işte bu kırılma noktalarından sıyrılmış olmanızdır.
Tüm çabalarınıza rağmen bunu başaramayabilirdiniz...

Belki hep hezimete uğramışsınızdır hayatta ve kendinizi suçlarsınız
Ama o ince espiriyi kaçırmak, sizin suçunuz değildir.
Tüm emekleriniz bir anda yok oluverir...

Yani öyle kırılma noktaları vardır ki hayatta
Hayatınızın tüm gidişatını etkiler.

Belki "O"nu ilk gördüğünüzde herşeyin yolunda gideceğini tahmin etmişsinizdir
Çünkü öncesinde herşey bu yönde görünmüştür size.
Onu etkileyeceğinizi düşünmüşsünüzdür
Ama belki de tüm umutlarınızı tüketen o sebep;
Farkında olmadan yaptığınız, yada yapmadığınız anlık bir davranışınızdandan yada sözünüzden ibarettir.
En kötüsü de nedir biliyormusunuz;
İşte bu sebebin ne olduğunu, ömür boyu çözemezsiniz...

Peki birinin sizden etkilenmiş olmasına sebep nedir sizce?
Bunda da cevap aynı
Farkında olmadan yaptığınız, yada yapmadığınız anlık bir davranışınız yada sözünüzdür belkide...

Kısacası, siz hayatı teorikte çözmek için ne kadar mücadele ederseniz edin,
O pratikte size, kendisini yaşatmadan çözemezsiniz.
En iyisi akışına bırakın,
Yine de mücadele etmekten vazgeçmeyin...

Ercan POLAT

2 kişi tarafından 2.0 olarak değerlendirildi

  • Currently 2/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Kategorisiz

Ercanpolat.com blog - web sitesi yayına girdi!

ercan tarafından yayınlanmıştır 4. Kasım 2009 12:20

Herkese merhaba! Siteyi kendim yapmamış olsam da ve içerik olarak pek geniş sayılmasa da, içerisinde daha önceden farklı sitelerde yayınladığım, farklı kategorilerde, gerek kendi yazdığım gerek alıntı olan yazılarımı biraraya getirip burada toplamayı başardım. En azından benimle iletişim kurmak isteyebilecek herkesin rahatlıkla iletişim bilgilerimi bulabileceği yada herkesin görebilme imkanı olacağı her şeyimi (yazı, haber, dosya v.s.) rahatlıkla paylaşabileceğim bir web sitesi olması önemliydi. Faydalı olması dileğiyle...    

Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun

  • Currently 0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Kategorisiz

Tam bir trajikomik vak'a!

ercan tarafından yayınlanmıştır 26. Ekim 2009 16:28
Açıköğretim bütünleme sınav sonuçları 1 ay önce açıklanmıştı. Hukuk dersinden 17 doğru beklerken 12 doğru geldi ve bir itiraz yolunun olu olmadığını araştırdım. Önce AÖF bürosunu aradım, nasıl itiraz edebileceğimi sordum. "Genel merkezi arayın" dedi kadın. Genel merkezi aradım, oraya sordum, "AÖF dekanlığını arayın" dediler. Dekanlığı aradım "bi saniye bi yere bağlayayım" dedi, bağladı ve derdimi anlattım. "Şu numaraya dilekçe fakslayın, bilgi işleme göndeririz kontrol eder vbe sonuçları gönderirler" cevbını aldım sonunda...

Neyse gönderdim dilekçeyi. 2 günde bir arıyorum dilekçem elinize ulaştı mı, ne zaman kontrol edilecek gibilerinden sorular sorarak.. Aldığım cevap hep aynı, "bilgi işlem cevap kağıdınızı kontrol edecek ve size hata olup olmadığını bildirecek, varsa gerekli düzeltmeyi yapacak". dediğim gibi 1 hafta geçti, ve elime postadan bir zarf, açtım baktım içinde şunlar yazıyor:
"Açıköğretim sınav sonuçlarına itiraz kabul edilmemektedir"...

Ertesi gün tekrar aradım dekanlığı, sinirlerim iyice gerilmiş bir halde. Olup biteni anlatacaktım, daha "dilekçe göndermiştim ama" demeye kalmadan cümlemi tamamlamadan kadının verdiği cevap: "kontrol edilip size sonuç gönderilecek" demez mi! Kriz geçireceğim, "ne kontrol edilmesi ya! geldi beyaz kağıt 'itiraz kabul etmiyoruz' diye öyle diyonuz ama böyle yapıyorsunuz!" dedim. MAdem öyle bu durumu bi genel merkezle görüşün dedi, verdiği telefon numarasını ve dahili numarayı tuşladım.

Durumu anlattım oraya da ve aldığım cevap:
-"kimse sizin ceap anahtarınızı kontrol etmez, ancak cevap kağıdınızın fotokopisini istersiniz, kendiniz kontrol edersiniz ve hata varsa itiraz edersiniz".
Bunun üzerine bi dilekçe daha yazdım cevap kağıdımın fotokopisini göndermeleri için, ve verilen faks numarasına faksladım.
2 gün sonra aradım:
-"kağıdınız gelmiş bilgi işleme gidecek"...
Ondan 1 hafta sonra yine aradım:
-"Bilgi işleme gönderildi cevap kağıdınızı bize göndermelerini bekliyoruz"...
Ondan 1 hafta sonra aradım,
-"cevap kağıdınız bilgi işlemden elimize gelmiş, 1 hafta sonra elinizde olur"...
1 hafta geçti, gelmedi ve bugün yine aradım. Biraz gerilmişti sinirlerim, çünkü 1 aydır bu işle uğraşıyorum.
-"Ercan bey cevap kağıdınız elimize yeni ulaştı, bugün yarın gönderilir bir hafta sonra elinizde olur"...
-"İyi de kardeşim bana geçen hafta da demiştiniz, geçen hafta elinize ulaşmamış mıydı, öyle dendi???"
Verilen cevap tarihe geçecek cinsten:
-"Bir hafta önce binaya ulaşmıştı, ama bizim elimize yeni geçti"...

Hak verdim gerçekten koskoca üniversiteye. Düşünsenize, kağıdın binaya ulaştıktan sonra bir üst kata yada diğer bir odaya ulaşması 1 hafta sürüyor ise, sanırım benim bu kağıdın taa Eskişehir'den İstanbul'a gelmesini bir seneden daha az sürede beklemem biraz görgüsüzlük olur(!)

1 kişi tarafından 5.0 olarak değerlendirildi

  • Currently 5/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Kategorisiz

Hayat çelişkilerle dolu...

ercan tarafından yayınlanmıştır 19. Mayıs 2009 00:01
Türkan Saylan ölmüş. Son vasiyeti de şu olmuş : okuyan kız çocuğu sayısını 35.000'den 100.000'e çıkartın diye...

Birinin ona hatıratması gerekmiyormuydu ölmeden önce, "eğer sen ve senin zihniyetin, başörtülü gençlerin okumasına izin verseydiniz, bu sayı şimdi 100.000 de değil, belki 150.000 olurdu" diye... Burada bir çelişki yokmu???

Sizler değil miydiniz yıllar boyunca "darbelere karşıyız, düşünce özgürlüğü, halklar kardeş olsun" cart curt, sonra meydanlarda "ordu göreve" diye bağıranlar, 28 şubatı darbe değil de devrim diye tanımlayanlar... Burada bir çelişki yokmu???

Onlar değilmiydi ilim üretmekle yükümlü olan üniversite rektörleri veya öğretim görevlileri olanlar, fakat öğrencilerin derslerini iptal edip siyasi mitinglere götürenler, darbe çağrıları yapanlar... Burada bir çelişki yokmu???

...
...
...

Onlar değilmiydi daha fazla öğrenci üniversite okusun deyip, ancak 2005 yılında meslek lisesi öğrencilerinin katsayı adaletsizliğinin giderilmesi kararını mahkemeye taşıyarak engelleyip, birçok öğrenciyi istemediği halde yüksekokullara gitmesini sağlayarak DGS gibi ne olduğu belirsiz lanet bir sınava mecbur bırakanlar, yıllar geçtikçe de ne olacağı kestirilemeyen bir sınav haline gelmesinde başrol oynayanlar... Burada bir çelişki yokmu???

Birileri bişeyleri düzeltmeye çalıştıkça, yok etmeye çalışan birileri daha olacaktır bu ülkede. Amaçları yok etmek olmasına rağmen, davaları o kadar samimidir ki onlar, geceleri bizlerden daha fazla uyurlar. Bu devran birgün tersine dönecek, herşey güzel olacak birgün, bundan eminim. Ama o zaman gelene kadar, birileri feda edilecek. Korkarım onlar da bizler olacağız, DGS'ye hazırlananlar...

Ercan POLAT 19.05.2009, 00.00

Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun

  • Currently 0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Kategorisiz

"Kader" filminden bir konuşma sahnesi...

ercan tarafından yayınlanmıştır 23. Aralık 2008 18:34
"Geçen gece çocuk hastaydı. İlacı bitmiş, almak için dışarı çıktım. sağa sola saldırıp nöbetçi eczane arıyoruz İstanbul'da. Birden durup dururken içim cız etti. Bi baktım gene aynı karın ağrısı. Öyle özlemişim ki seni. dönerken bi meyhane gördüm. bi tek içeri girdiğimi hatırlıyorum, bi de rakıya yumulduğumu. Arkasından
en az dört cigaralık... Sonra gözümü bir açtım, karşıdan karlı dağlar geçiyor. Bi daha açtım başımda bi çocuk: "kalk abi."diyor "Kars'a geldik."

Otobüsten indim, yürümeye başladım. dedim, Allah'ım nerdeyim ben? Burası neresi? Sonra güç bela burayı buldum. Kapının önünde durup düşündüm. Dedim bekir, bu kapı ahiret kapısı. Burası sırat köprüsü. Bu sefer de geçersen bi daha geri dönemezsin. İyi düşün dedim. Düşündüm, düşündüm..ama olmadı, dönemedim. sonra, bak oğlum dedim kendi kendime. Yolu yok çekeceksin. İsyan etmenin faydası yok, kaderin böyle. Yol belli, eğ başını usul usul yürü şimdi.. "

"Herkesin inandigi bir sey var,bu a.... ...... hayatında. Benimki de sensin!"

Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun

  • Currently 0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Kategorisiz

"Derler ki..."

ercan tarafından yayınlanmıştır 6. Aralık 2008 12:50
"Derler ki: Sultan Celaleddin Harzemşah ile Sultan Alaüddin Keykubat, savaşacakları yerde ittifak edip Moğol afetine vaktinde karşı çıksaydılar, bütün o acılar çekilmeyecekti, Müslüman milletler yıllar yılı Moğol kırbacı altında inlemeyecek, Anadolu kan ağlamayacak ve İslam Dini Çin-i Maçin’ e kadar genişleyecekti.

Ama o zaman da Osmanlı Hanedanı tarih sahnesine çıkamayacaktı. Tarihin hükmünü unutmak olmaz..."

Yavuz BAHADIROĞLU'nun Elveda Buhara adlı eserinden alıntıdır...

Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun

  • Currently 0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Kategorisiz

"Bilecik'ten geçiyordum"...

ercan tarafından yayınlanmıştır 5. Aralık 2008 16:17
“Bilecik'ten geçiyordum gözlerim doldu.

Gözlerime doldun

Gözlerim seninle doldu.

Sen gözlerimden boşaldın.

Bir afiş kekeliyordu ismini

Vaktiyle yaptırdığın idadi binası, şimdi belediyenin yeni mekânı olmuştu.

Giyinmiş süslenmişti; ışıl ışıl gülüyordu akşamın alacasına. İlk günkü kadar dinç görünüyordu.

Cephesinde çarşaf büyüklüğünde bir Türk Bayrağı nazlı niyazlı dalgalanıyordu.

Ya sen nerelerdeydin Sultanım?

Neden oralarda yoktun ve hatırlanmamıştın acaba?

25. cülus yıldönümünde bizzat senin irade-i seniyye'nle yaptırılan saat kulesi de uzaktan bir gelin kadar mahcup, ışıklara bürünmüş göz süzüyordu.

Bir ışık sütunu gibi dineliyordu Şeyh Edebali'nin omuz başında.

Lakin bir tek sen yoktun.

Yok muydun gerçekten de?

Görünmez mürekkeple mi içirmiştin ismini mermere yoksa?

Özel gözler görsün diye miydi bu delicesine kıskançlığın?

Söyle:

Arkasına dönüp bakanı kör eden

Medusa'nın gözleri misin yoksa?

Sene 1336...

Böyle diyor kitabe.

1900 yılına mı denk geliyor ne?

Senin ismin ve resmin yoktu yeni Bilecik Belediye binasında gerçi.

Lakin çelebi gönüllü şehir sakinlerinin fakir ama ak pak gönüllerinde bir sarmaşık gülü gibi açtığın ayan beyan görülüyordu.

Geziyordun sere serpe gözlerin pırıltısında, iç geçiren göğüslerde, dudakların kavisinde.

Adın süngüleştirmeye yetiyordu tutuklanmış hafızaları.

İsmin anılınca cemi cümlemizin sevdası cezvedeki telve gibi kabarıyor, köpük küpük dökülüyordu Bilecik'in gözyaşı kanallarına.

Ertuğrul Gazi'yi son uykusuzluğunda memnun eden zatın sen olduğunu biliyorlardı pekâlâ.

Hayme Ana'yı, Bala Hatun'u, Şeyh Edebali ve sair alperenleri gündeminin baş sırasına alan sen olduğunu da.

“köklere yeniden değmek için çırpınan bu adam ne mübarek bir zatmış”diyorlardı,kesik dilleriyle.

Abdestsiz adım attığın görülmemiş.

İnan, bundan adları gibi emindirler.

Hatta yatağının başucunda hususi bir tuğla bulundururmuşsun Kerbela toprağından mamul.

Abdestsiz yatağa girmediğin yetmezmiş gibi, sabah kalktığında abdestsiz yere basmamak için önce bu tuğla ile teyemmüm edip ondan sonra gidermişsin lavaboya

Anladım ki, bu halk senden seni de aşan bir zümrüt kadeh yontmak sevdasına düşmüştü.

Geleceği ayağa kaldırmak için...

Asırlardır kaybettiği 'kutlu taş'ı nedense özellikle sende bulmayı umuyordu.

Kayıp değerlerini seninle telafi etmeyi, daha doğrusu.

Öz babasını arayan üvey evlat gibi...

Belediye binası yapılan Hamidiye İdadisi soğuktu ama cami, için için yanıyordu.

Bilecik kör değildi artık.

Görünüyordun açık seçik.

Şeyh Edebali'nin kubbesinden kopan rüzgâr gibi kanatlarımızdaki tozları silkeliyordun.

Bilecik'ten geçiyordum gözlerime doldun.

Gözlerim seninle doldu.

Sen bana boşaldın.

Türkiye'nin hangi bucağına gittimse ikinci bir Mimar Sinan gibi gölgen takip etti titrek adımlarımı.

Mahmudiye köyü camisinin veya Mihaliç Caddesinin kitabelerinden ismini kazıyabilirlerdi belki.

Ama bu elleri hala Osmanlı mayası kokan halkın gönlünden izlerini silmeyi başarabilecek bir babayiğit var mıydı?

Fethini?

Rüyanı?

Duanı?

Bilecik'ten geçiyordum, boşalmış sadağıma bir altın ok gibi düştüğünü gördüm.”

Mustafa ARMAĞAN (Abdülhamit'in Kurtlarla Dansı Adlı Kitabından Alıntıdır)

1 kişi tarafından 5.0 olarak değerlendirildi

  • Currently 5/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Kategorisiz



Bu site BlogEngine.NET 1.4.5.0 ile oluşturulmuştur. Türkçe çevirisi BlogEngine TR ekibi tarafından yapılmıştır.

Ercan POLAT

1987 İstanbul doğumludur, asıl memleketi Malatya'dır.    
İlk öğrenimine Küçükçekmece - Yunus Emre İlköğretim Okulu'nda başlamış, Bey-Koop Ali Çebi İlköğretim Okulu'nda bitirmiştir.
2005 yılında Avcılar Endüstri Meslek Lisesi, bilgisayar bölümünden mezun olmuştur.
2008 yılında Trakya Üniversitesi, Bilgisayar Teknolojisi ve Programlama bölümünü bitirmiştir.
Bir müddet özel bi firmada yazılım geliştirici olarak çalışmıştır. 
"Hiçkimseye benzemem, beni tanıyanlar bilirler. Ve şunu da bilirler, hayatları boyunca benim benzerimi dâhi tanımayacaklardır..." 

İletişim Bilgileri

Calendar

<<  Mart 2010  >>
PaSaÇaPeCuCuPa
22232425262728
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930311234

Yazıları geniş takvimde göster

Son Yazılar