'Delisin Dediler, Asıl Film Çekmesem Delirirdim...'

ercan tarafından yayınlanmıştır 4. Aralık 2009 04:01
Ahmet Uluçay: 'Delisin Dediler, Asıl Film Çekmesem Delirirdim...'
22.03.2008 / Röportaj: Yusuf Bülbül
Burada benim gibi sinemaya ilgi duyan biri olsaydı yıllar önce, inanın başlarından ayrılmazdım. Buraya film çekmeye gelmişlerdi de yanlarına yaklaşmaya korkmuştum. Onlar sanki başka bir dünyanın insanı gibiydiler benim için. Ulaşılamayan... İnanmayacaksınız; ama ben hayatım boyunca bir kez bile film seti görmüş değilim. Orada neler döner neler yapılır, kim yönetmenle ne konuşur, yönetmen oyuncuya neler anlatır görmedim. Bir film nasıl çekilir bilmem. Nasıl çekiliyor sahi?
 
Karpuz Kabuğundan yaptığı gemilerle seyirciyi dört yıl önce kendi dünyasında bir yolculuğa çıkardı yönetmen Ahmet Uluçay... Sevginin, aşkın, hüznün telini titretti gönüllerde... Kimi kendini buldu, kimi çocukluğunu gördü beyazperdede. 'Ya ben, ben ne yapacaktım da yapamadım?' sorusu kurcaladı seyircilerin zihnini. Bazıları koltuğundan bile kalkamadı; filmin bittiğini başkaları fısıldadı kulağına. Burada bitmemeliydi film, bir şeyler yarım kalmıştı sanki... Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak ile hafızalarda unutulmaz güzellikler bırakan Ahmet Uluçay, bu kez de Bozkırda Deniz Kabuğu ile yeni yolculuklara çıkarmaya çalışacak seyirciyi. Türkiye'den ve uluslararası pek çok festivalden onlarca ödül alan yönetmen, Bozkırda Deniz Kabuğu'nun kış çekimlerini geçen haftalarda bitirdi. Yaşadığı sağlık sorunlarına rağmen hâlâ gözü ufukta Uluçay'ın. Mayısta yaz çekimlerine başlayıp filmi yıl sonuna yetiştirmeye çalışacak. Kendisine "Delisin..." diyenlere cevabı, "Film çekeceğim dedim, delisin dediler. Asıl çekmesem delirirdim!" oluyor. Bu yolda yalnız da değil. ABD'den kalkıp gelmiş bir yapımcısı var, Tayfun Delice. Kıymet biliyor, Uluçay'ın herşeyiyle ilgileniyor, bir dediğini iki etmiyor.

 

Ahmet Uluçay, yeni filminin senaryosunu bozkırda dolaşırken bulduğu bir deniz kabuğundan esinlenerek yazmış. Bozkır'da Deniz Kabuğu, 60'lı yılların ilk yarısında yoksul bir Anadolu köyünde geçiyor. Trende gördüğü kızın mendil verdiği çoban Yakup'un etrafında şekilleniyor hikâye. Tabii kısa özeti bu. Esas anlatılmak isteneni ise şöyle özetliyor Uluçay: "Çocukluğumda, dağların arkasında neler olup bittiğini düşünürdüm. Gerçi hâlâ da düşünürüm. Bunu paylaşmak istedim seyirciyle." Sinema başarısının köydeki rutin hayatını değiştirip değiştirmediğini, köyde sinemaya olan ilginin artıp artmadığını sorduğumuzda cevabı ilginç oluyor: "Ne gezer Hacı Ahmet'te kav çakmağı!"

Ahmet Uluçay'a ulaşmamız (telefonunu, 11811'den bulduğumuz Tepecik köyü muhtarından aldık), sabahın köründe köy camiinin önüne dikilişimiz, rastladığımız ilk köylünün filmin oyuncularından Ahmet Tepe oluşu... Haklı olarak Uluçay'ın her anını kontrol altında tutan yapımcıyı razı edip röportaj yapabilmemiz... Bütün bunlar da en azından bir kısa filme konu olabilecek kadar ilginçti aslında. Neticede Uluçay ile çok istediğimiz görüşmeyi yapabildik ve onun azminden, heyecanından çok şey kazandık. Kendisine, yapımcı Tayfun Delice'ye, bize yardımcı olmak için elinden geleni yapan Emrah Dönmez'e ve Tepecik Köyü halkına sonsuz teşekkür... Uluçay ile söyleşimiz, Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak'ın aldığı ödüller ve uyandırdığı etkiyle başlıyor. Sonra yeni filmiyle ilgili önemli ayrıntıları, kırgınlıklarını, oyuncuları ve asıl rüyasını anlatıyor Uluçay...

İlk filminiz Karpuz Kabuğu'ndan Gemiler Yapmak çocukluğunuzdan izler taşıyordu. Çekimleri devam eden Bozkırda Deniz Kabuğunda neyi anlatacaksınız?

Genç bir çobanın, Yakup'un öyküsünü... 15-16 yaşlarında bir delikanlı. 60lı yıllarda yoksul bir Anadolu köyünde çobanlık yaparken, köyün yakınından geçen trende gördüğü bir kızın kendisine mendil vermesiyle tutulduğu sevdanın hikâyesi bu. Cinler, hayaletler olacak filmde. Körler, sakatlar, deliler ve şizofrenler de var. İnsanların gözlerini yaşartacak hikâyelerini ve karşılıksız dayanışmalarını göreceksiniz. Yalın ve güzel bir öykü. Adını yıllar önce bozkırda dolaşırken bulduğum bir deniz kabuğundan esinlenerek koyduk. Çocukluğum, var olup olmadığından, yaşanıp yaşanmadığından bir türlü emin olamadığım bu öyküler ve bu öykü kahramanları içinde geçti.

Seyirciyi yine uzaklara, çocukluğuna, hayaller dünyasına mı götürecek Bozkırda Deniz Kabuğu?

Evet kesinlikle... Ancak geri gelir mi gelmez mi bilmem. Tabii ben bunu kendim için söylüyorum. Dağların ardında neler olduğunu, denizi merak eden ve yollara düşenler vardır ya, işte Bozkırda Deniz Kabuğu'nda bunlar olacak. Bu bölgede geçen bir hikâye bu. Seyirci, ulaşılamayan bir tutkunun öyküsünü izleyecek perdede.

Uzak yerler ve dağların ardındaki bilinmeyene merak dediniz. Sizin merakınız mı perdeye düşecek?

Çocukluğumdaki hayallerim ve meraklarım diyebilirim. Dağların arkasında neler olup bittiğini ve oraların nasıl olduğunu hep merak ederdim. Bunu paylaşmak istedim seyirciyle. Allah ömür verirse arkasından birkaç film daha yapmak istiyorum. Gerçi bende senaryo çok. Bir TIR dolusu film senaryosu çıkar.

Film şu an ne aşamada, ne zaman bitecek, gösterim tarihi belli mi?

Şu an kış çekimleri tamamlandı. Senaryoyu yeniden gözden geçiriyoruz. Ön hazırlık ve prodüksiyonlara yeniden başlıyoruz. Yaz çekimleri için mayıs sonuna doğru tekrar motor diyeceğiz. Filmin yaz çekimleri, yani bozkır görüntüleri tamamlanınca sene sonu itibarıyla gösterime girecek.

Bozkırda Deniz Kabuğu'nda teknik anlamda daha profesyonel isimlerle çalıştığınızı öğrendik. Peki oyuncuları yine köyden mi buldunuz?

Teknik olarak diğer filmlerimden farklı bir konsepti var. Zaten bu konsept lafını nereden uydurdular onu da bilmiyorum ya! Görsel imgeler var. Bazı görüntüler bilgisayar yardımıyla hazırlanıyor. Ancak bu, teknik özel efektler kullanılsın diye yola çıkılmış birşey değil, anlatımı da güçlendirecek bir yardımcı araç... Oldukça güzel oldu. Londra, İsviçre ve ABD'den ekipler var, birlikte çalıştığımız.

Peki oyuncular...

Filmdeki oyuncular yine benim tercihim olarak bu köyden, amatör oyuncular. Böyle bir yaklaşımımız var zaten. Yakup'u oynayan Serkan Özcan, Tavşanlı'da bir okulda çaycılık yapıyor. Ahmet Tepe ise filmde bilgeyi oynuyor. Emekli öğretmen Mehmet Gürleyen ise filmde de bir öğretmeni canlandırıyor.

Daha önceki filmlerinizde kendinize ait buluş ve efektler denemiştiniz. Bozkırda Deniz Kabuğu'nda ne tür yenilikler olacak?

Onlar sürpriz olsun, filmle birlikte görün istiyorum...

Asıl rüyanız Bozkırda Deniz Kabuğu muydu? Filmlerinizin isimlerindeki bu kabukların ve sembollerin altında ne yatıyor?

Nereden bildiniz asıl rüyamın Bozkırda Deniz Kabuğu olduğunu? Sembollere gelince, bunların altında yatanları gerçek hayatımda buldum. Mesela toprağı kazarken buldum bir seferinde. Başka yerlerde buldum. Ama buldum... Hemen söyleyeyim, bu filmler bir üçleme değil. Gayet güzel bir film olacak. Bu filmden kan çıkacak (!). Cannes Film Festivali'nde ödül alacak inşallah. Uluslararası festivallerde dolaşacağız. Güney Afrika'ya bile gitmişti ilk filmimiz biliyorsunuz.

Karpuz Kabuğu'ndan Gemiler Yapmak, herkes tarafından sevildi. İnsanlar ne buldu bu filmde?

Her şeyden önce samimiyet buldular. Samimi ve aynı zamanda evrensel... Film, anlatmak istediğini seyircinin kulağına fısıldadı adeta. Unutmadan söyleyeyim, Karpuz Kabuğundan Barbaros'un donanmasını yapmak fikrim de vardı benim...

Bir tat bıraktı izleyicide Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak. Peki sizin hayatınızda neleri değiştirdi?

Gene film yapmaya çalışıyorum. Sizin de gördüğünüz gibi. Allah nasip ederse sonuna kadar devam etmeyi düşünüyorum.

Köydeki rutin hayat değişti mi ya da sinema sevdalısı gençler çıkıp sizi ziyaret ediyorlar mı?

Yok canım, ne gezer! Bir laf vardır buralarda, Ne gezer Hacı Ahmet'te kav çakmağı! derler. 10 yaşında başladım bu işe, o zamanlar benim 8 mm'lik bir kameram olsaydı neler vermezdim. Şimdi herkesin elinde kamera... Bana deli dediler köyde. Kimse oğlunu benimle oynatmazdı. Ama şunu söyleyeyim, film çekmesem delirirdim. Zaten ben normal olmak istemiyorum.

Hayatımda bir kez bile film seti görmüş değilim

Sizin gençliğinizde sinemaya ilgi duyan birileri olsaydı siz neler yapardınız?

Burada benim gibi sinemaya ilgi duyan biri olsaydı yıllar önce, inanın başlarından ayrılmazdım. Buraya film çekmeye gelmişlerdi de yanlarına yaklaşmaya korkmuştum. Onlar sanki başka bir dünyanın insanı gibiydiler benim için. Ulaşılamayan... İnanmayacaksınız; ama ben hayatım boyunca bir kez bile film seti görmüş değilim. Orada neler döner neler yapılır, kim yönetmenle ne konuşur, yönetmen oyuncuya neler anlatır görmedim. Bir film nasıl çekilir bilmem. Nasıl çekiliyor sahi?

Çocukluğunuzda sinemaya ne kadar gidebiliyordunuz; aklınızdan çıkmayan bir sinema anınız var mı?

Olmaz mı? Yazlık sinemalar gece faaliyette olmalarına rağmen gündüz gider oradan çıkmazdım. Çingene bir çocuk vardı; yanlış hatırlamıyorsam adı Horatay'dı. Bana atalarını anlatırdı. Yazlık sinemada yatardı. Ben de ona imrenirdim. Keşke burada kalsam, derdim kendi kendime. Işıklar söner, herkes dağılır ve afişler inerdi. Sinemada gördüğüm karakterlerin, tekrar afişin içine girdiğini zannederdim.

Peki sizden başka filmler de izleyecek miyiz? Kütahya'nın ya da Tavşanlı'nın dışına çıkacak mısınız?

Yeni yazılmış değil, daha önceden yazdığım senaryolar var. Sürekli aklıma hikâyeler geliyor. Proje sıkıntımız yok. Yapım sıkıntımız da yok. Ayrıca bir şeyi itiraf etmek istiyorum: ABD'den bana film teklifi geleceği hiç aklıma gelmezdi. Çok mutlu oldum. Kültür Bakanlığı maddi destek verdi, ama çok fazla değil. Yine de verdiler sağolsunlar.

Bozkırda Deniz Kabuğu'nun galasını, filmin çekildiği Tepecik köyünde yapmayı düşünür müsünüz?

Çekim yaptığımız köyde gala yapmayı düşünüyoruz tabii ki. Ancak Kütahya'da sinema izleyicisi ve sevdalısı Erzurum'dan az. Şairler, ressamlar vardır, Kütahya sanatla iç içedir, ama sinemaya ilgi az ne hikmetse. Hüseyin İnce var mesela ressam, çok gerçekçi resimleri vardır. Ben de bir zamanlar resim çizmiştim. Ama herkes alıp götürdü, dağıttım.

Çekim serüveni de film gibi...

Ahmut Uluçay'a ulaşmamız (telefonunu, 11811'den bulduğumuz Tepecik köyü muhtarından aldık), sabahın köründe köy camiinin önüne dikilişimiz, rastladığımız ilk köylünün filmin oyuncularından Ahmet Tepe oluşu... Haklı olarak Uluçay'ın her anını kontrol altında tutan yapımcıyı razı edip röportaj yapabilmemiz... Bütün bunlar da en azından bir kısa filme konu olabilecek kadar ilginçti.

Çektiği ödüllü kısa filmlerin ardından Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak adlı ilk uzun metrajlı filmiyle İstanbul Film Festivali'nde ve katıldığı uluslararası festivallerde onlarca ödül kazanan Ahmet Uluçay, merakla beklenen ikinci uzun metrajlı filmi Bozkırda Deniz Kabuğu'nun kış çekimlerini bitirdi. Uluçay, Kütahya'nın Tavşanlı ilçesine bağlı Tepecik köyünde, aralık ayında çekimlerine başladığı filmde, yerel hayattan oldukça ilginç ve samimi öykülere yelken açmayı hedefliyor. Geçen yıllarda ağır beyin ameliyatı geçiren yönetmen bir yandan da sağlık sorunları ile mücadele etmek zorunda. Bu yüzden de çekimler pek de kolay geçmiyor. Özel olarak hazırlanmış minibüs, istediği gibi dizayn edilip hizmetine sunulmuş. Ancak biri var ki ona gereken tüm kolaylığı sağlıyor. Sadece çekimlerde değil, çekimlerden sonra da yanında ayrılmıyor. O kim diyeceksiniz? Uluçay'a, Bozkırda Deniz Kabuğu filmi için her türlü desteği veren Tersine Film'in patronu Tayfun Delice... Uluçay'ın yanından bir an bile ayrılmayan Delice, film için kalkıp ABD'den gelmiş. "Sağlık her şeyden önce gelir." diyerek, filmin çekimlerini Uluçay'ın sağlık şartlarına uydurmaya çalışıyor. Yönetmenin tüm filmlerini izlediğini söyleyen Delice, "Uluçay ile Newyork'ta tanıştık. 4. Tribeca Film Festivali'nde. Bir kaldırımın üzerine oturduk ve bana anlattı, Bozkırda Deniz Kabuğunu. Çok beğenmiştim. İletişimde kaldık ve filmi yapmaya karar verdik. Biz ABD'yi Uluçay'ın ayağına getirdik." diyor. Bozkırda Deniz Kabuğu'nun oyuncuları yine Tepecik Köyü'nden. Yakup'u oynayan Serkan Özcan Tavşanlı da bir okulda çaycılık yapıyor. Ahmet Tepe ise Uluçay'ın köyde en çok sevdiği isimlerden. Filmde bilge bir kişiyi oynuyor. Emekli öğretmen Mehmet Gürleyen de bir öğretmeni canlandırıyor. Gerçi bunları bir araya getirip fotoğraf çekmek, konuşmak neredeyse imkânsız. Birini bulduğunuzda diğerinin işi çıkıyor. Tüm olumsuzluklara rağmen Gürleyen ile Tepe'yi tarlada buluyor ve konuşuyoruz. Tabii, Tavşanlı'da çalışan çaycı Serkan Özcan'ı bulmak kolay olmuyor.

'Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak'ın oyuncuları şimdi ne yapıyor?

Hazır Tepecik köyüne ve Tavşanlı'ya gelmişken Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak'ın oyuncularını bulmadan dönmek olmazdı. Hayallerinin peşinde koşan iki gencin, filmde berber çırağı olan Kadir Kaymaz ile karpuzcunun yanında çalışan İsmail Taslak'ı soruyoruz Tepecik köylülerine. Bulmak ne mümkün! Hayat onları çoktan farklı dünyalara savurmuş. Kaymaz, Çanakkale Üniversitesi'nde ziraat okuyor. Taslak ise Tavşanlı Tepecik hattında dolmuş işletiyor. Bu arada Uluçay'ın her şeyim dediği Ahmet Tepe gezdiriyor bizi. Zaten oralarda ona Yılmaz Güney diyorlarmış. Gençliğinde çok hızlıymış Tepe. Bir senaryodan bahsediyor. Uluçay'ın babasını anlatacak film projesinde babasını kendisi oynayacakmış. Uluçay'ı ise oğlu. Tabii sadece bunlarla sınırlı değil Uluçay'ın film projeleri. "Bende bir TIR dolusu proje var." diye boşuna demiyor...

(Zaman / Cumaertesi)

1 kişi tarafından 3.0 olarak değerlendirildi

  • Currently 3/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Sinema

Ahmet Uluçay Vefat Etti...

ercan tarafından yayınlanmıştır 1. Aralık 2009 03:28
Yönetmen Ahmet Uluçay, yeni filmini tamamlayamadan hayata veda etti

Sevincin, mutluluğun haberi yapılıyor da acının, hüznün, en kötüsü de çok yakından tanıdığınız birinin 'ölüm' haberini yapmak gerçekten zor oluyor...

Yönetmen Ahmet Uluçay'ın 'öldü' haberi, bir ok gibi saplandı yüreğimize dün akşam... Onunla ilgili çok şey geldi aklıma; ama 'film çekme', diyenlere söylediği, "Asıl film çekmezsem, ölürüm" cümlesi, yankılanıyor şimdi hafızamda. Son filmi 'Bozkırda Deniz Kabuğu'nu yarım bırakıp gitti Ahmet Uluçay. Onu yatağa mahkum eden beyin tümörüyle yıllarca mücadele etti, tam da iyileşti derken dün Çapa Tıp Fakültesi'nden ölüm haberi geldi. Bir aydır zatürre tedavisi gördüğü hastanede, enfeksiyon sebebiyle vefat etti.
Bir gün önce arayıp set için 'hazırlık yapın' dediği oyuncuları, ışığını kapatmadan geldiği kamerası garip şimdi. Gizlice içtiği sigarası, çakmağı ve şapkası... Köy meydanında, tekerlekli sandalyede bir adam düşünün. Tüm gözler onda. 'Yine ne yapıyor bu deli!' diyen kahveci.. Onun umurunda değil hiçbir şey. Tek düşündüğü sinema. Evi ile kahvenin arasındaki derinliği sinematoğrafik olarak hesaplayan, sürekli resme bakan bir sinema âşığıydı Uluçay. Yaptığı filmlerle dünyanın öbür ucundan davetler, ödüller alsa da yanıbaşındakiler derdini anlamamıştı bir türlü...

Çektiği 11 kısa film, belgesel ve filmle çok sayıda ödül alan Uluçay, kendi hayatını anlattığı 2004 yapımı 'Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak' filmiyle içindeki sinema aşkını dökmüştü perdeye. Sevgiyi, aşkı, hüznü anlattığı filminde kimi izleyici kendini bulmuş, kimi çocukluğuna gitmişti. Ama bu film burada bitmemeliydi. 'Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak' ile hafızalarda unutulmaz güzellikler bırakan Uluçay, bu kez de 2007 yılında çekimlerine başladığı filmi 'Bozkırda Deniz Kabuğu' ile deniz kabuklarının peşine düştü. Yeni filminin senaryosunu bozkırda dolaşırken bulduğu bir deniz kabuğundan esinlenerek yazmıştı. Film, 60'lı yılların ilk yarısında yoksul bir Anadolu köyünde geçiyor ve trende gördüğü kızın mendil verdiği çoban Yakup'un etrafında şekilleniyordu senaryo. Nasıl da umutluydu. Filmi bitirecek, hatta galayı memleketi Tavşanlı'ya bağlı Tepecik köyünde yapacaktı. Ama bir türlü tamamlanamadı film. Kimi zaman sağlığı kötüye gitti, kimi zaman ise maddi sorunlarla boğuştu. Kış çekimleri tamamlanan filmin sadece bozkır sahneleri kalmıştı ki, hayata veda etti Uluçay. Hem film, hem de hayatını konu alan belgesel yarım kaldı...

TAM BİR SİNEMA AŞIĞIYDI

1960 yılında, ilkokuldayken köye gelen bir seyyar sinemacı sayesinde tanışır sinemayla Ahmet Uluçay. Topladığı film karelerini birbirine ekleyerek ahırlarda seyirciye gösterir. Ancak ailesi 'sinema, resim zengin çocukların işidir' diyerek bu tutkusunun önüne geçmeye çalışır. Kamyon muavinliği ve inşaat işçiliği yapan Ahmet Uluçay'ı bu tutkudan vazgeçirmek mümkün olmaz. Almanya'da çalışan bir gurbetçi bir kamera verir ona. Köyde tavukçuluk yapan arkadaşı İsmail Mutlu ve bir madende işçi olarak çalışan Şerif Akarsu ile 'Tepecik Köyü Arkadaş Sinema Grubu'nu kurup VHS kamera ile işe koyulurlar. 1992 yılında ilk filmleri 'Optik Düşler'i çekerler. Daha sonra 11 belgesel ve kısa filme imza atar Ahmet Uluçay. 22 Ödül alan yönetmen, adını tek uzun metraj filmi 'Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak'la duyurur. Ahmet Uluçay için bugün saat 11.00'de Beyoğlu Sineması'nda bir tören düzenlenecek. Ardından cenazesi Tavşanlı'ya bağlı Tepecik köyüne götürülerek çarşamba günü (yarın) ikindi namazını müteakiben toprağa verilecek. Başta yapımcı Tayfun Delice olmak üzere Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) cenaze ve defin işleriyle yakından ilgilendi.

Sinemayı sevmenin ne olduğunu ondan öğrendik

Atilla Dorsay: Yarım kalan filmi en güzel miras

Çok geç başladığı sinemada sağlık durumunun elverişsizliğine rağmen bir kuyruklu yıldız gibi parlayıp geçti. Karpuz Kabuğu'ndan Gemiler Yapmak'la bütün dünya sinemasına çocukluk üzerine yapılmış en güzel filmlerden birini armağan etti. Yeni filmini tamamlamıştı; bu film bize ondan kalan en güzel miras olacak.

Murat Özer: Sinemayı sevmeyi öğretti

Sinemayı sevmenin ne olduğunu bize hatırlatan adamdı. Zorluklar içinde bitirebildiği Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak birçok ödül almıştı. Biz ondan daha fazla karpuz kabuğundan gemiler yapmasını bekliyorduk, ama ömrü yetmedi. İnşallah yapımcısı filmi sinemaseverlerle buluşturur.

Nedim Hazar: Nuh'un gemisini yapacak azmi vardı

Medya hoş bir renk olarak algılıyordu bu sıra dışı yönetmeni. Oysa bir derdi vardı. Kendi köyünde 'deli' demişti çoğu köylü ona, ama esas film çekemese delirecekti Karpuz kabuğundan Nuh'un gemisini yapabilecek kadar büyük bir azmi vardı. Entelektüel olmak gibi bir derdi yoktu ama en münevver izleyiciyi bile imgelem manyağı yapabilecek kadar güçlüydü hisleri.

Alin Taşcıyan: Dünya çapında bir yönetmendi

Ahmet Uluçay, belki de dünyanın en yetenekli sinemacılarından biriydi. Tepecik köyünde yaşayan Uluçay, el yapımı malzemelerle bir sinema yaratarak dünya çapında bir yönetmen haline geldi. Ömrümde onun kadar dirençli azimli sinemayı bu kadar seven bir insan tanımadım.

Uğur Vardan: En naif ve en tutkulu yönetmendi

Sinemamız belki de en naif, ama en tutkulu üyelerinden birini kaybetti. Sevdasını, tüm imkânsızlıklara rağmen 'Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak' gibi son derece sağlam ve dokunaklı bir yapıtla pekiküle döken Ahmet Uluçay, en azından böylesine derin bir iz bıraktı geride. Sinema yapmak için bahanelerin bertaraf edilebileceğini ortaya koymuştu. Umarım 'merkez'den uzak tüm sinemacılara onun öyküsü esin kaynağı olur.

Nihal Bengisu Karaca: Bir çığır açtı

Türk sineması 2000'lerde Anadolu'yu keşfe çıkmışsa bunda Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak'ın etkisi büyüktür. Ahmet Uluçay bir çığır açtı. Dolayısıyla fark edilmemiş değil, meslektaşları tarafından görmezden gelinmiş bir yönetmendir.

Ali Pektaş ZAMAN

Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun

  • Currently 0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Sinema

Sinema Hakkında

Administrator tarafından yayınlanmıştır 14. Temmuz 2009 16:17
Sinema nedir sizin zihninizde?
a- Sadece sevgilimle beraber vakit geçirmek yada başka şeyler yapmak için arada sırada gittiğim mekan
b- Arada sırada evdeki DVD'lerden birini cihaza takarak izlemeye başladığım, yarım saat içerisinde ısınamazsam izlemekten vazgeçtiğim, hoşuma giderse sonuna kadar izlediğim filmlerden ibaret
c- Televizyonda zaping yaparken, hareketli bir sahnesine denk geldiğim, ve hep o şekilde hareketli sahneler olacağını umarak sonuna kadar devam ettirdiğim filmlerden ibaret
d- Sadece Action filmlerden ibaret
e- Sadece hayranı olduğum oyuncuların oynadığı filmlerden ibaret
f- Sadece sevdiğim tarzda olan filmlerden ibaret
g- Herkes övdüğü için yada izleyicisi çok olduğu için kendimi izlemeye mecbur hissettiğim filmlerden ibaret
h- Gerçekten sanatsal açıdan izlemeye değer olduğuna inanarak izlediğim filmlerden ibaret
i- Sinema benim hayatım!
...

Bunlardan herhangi biri, sinemanın sizin zihninizde tanımı olabilir. Mesele bunlardan herhangi biriyle uyuşmanız değil, hangi zihniyetle yaklaşırsanız yaklaşın, bir sinema filmini ne kadar bilinçli bir şekilde izlemeniz gerektiğiyle alakalı bir durum.

Günümüzde sanatsal açıdan vasat bir dönem geçiren Hollywood sinemasının (Türk sinemasına en son değineceğim) uyguladığı üç yöntem bulunmakta:
1- İyi senaryo bulunamayınca devam niteliğinde filmler çekmek (üç yada 4 seri, bazen bunları yanlışlıkla dizi olarak tanımladığım da olmuştur)
2- Eski filmlerin yeni uyarlamaları (köstebek-hatta oscar aldı bu film-, maymunlar cehennemi, Omen v.s. birsürü var...)
3- En çok uykuladıkları yöntem budur, yüksek bütçe harcarlar (60-80 milyon $) fakat senaryo klasikdir. Kısacası anlatmak gerekirse bu tarz filmlerin senaryolarını, hikaye şöyledir:
iyi adam ve kötü adam vardır, klasik. Bir de kadın. Filmin bir tarafında mutlaka bir sevişme sahnesi vardır. Nedense sinemaya giden kişilerin, en çok bu sahneler ilgisini çeker, sanki piyasada bu görüntüleri fazlasıyla bulabilecekleri videolar yokmuş gibi!! Filmde birkaç hareketli sahne vardır, olmazsa olmazdır zaten. Büyük bir ihtimalle silahlı çatışma sahneleridir bunlar. Polisimiz de vardır tabii filmde. Ve illaki bir otomobil sahnesi vardır. Ve beklenen son, 'etkileyici' bir patlama veee intikam alınmıştır, ölen ölür kalan sağlar bizimdir. Birçok kişiye sinemadan çıkışında sorsanız böyle br filmi, vereceği cevap klasikdir: "Evet, hareketliydi, güzeldi, hoşuma gitti". Bir de bana sorun: "5 para etmez, 80 milyon$ bütçe birçok filmde olduğu gibi bu filmde de boşunaymış!" derim.

Tüm bunların yanında illaki arada bir güzel yapıtlar çıkıyor. Ancak dünya sineması öyle bir dönem yaşıyorki sanatsal açıdan, oyunculuk kalitesi ve senaryo kalitesi açısından eski yapıtları arar olduk. Yeni filmlerde güzel bulduğunuz sahnelerden birçoğu, taklitlerden ibaret. O filmi izlerken, bir anda başka bir filmi anımsayabiliyorsunuz. Yani ortada orjinal bir yapıt yok denecek kadar az, belkide yok. Amerika'da da ülkemizde olduğu gibi insanlar sinemayı bırakıp dizilere sarmış kafayı. Lost, Prison Break... İnanın bu zihniyetin ülkemizdeki "Yaprak Dökümü'nü yada Kurtlar Vadisi'ni hiçbir sinemaya değişmem" diyen zihniyetten hiçbir farkı yok. Peki Ülkemizde durum nasıl? Malesef vasatın altında. İran ve Fas yapımı filmler dahi bizim filmleriizden daha fazla ilgi görüyor Avrupa'da. Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz ve Ahmet Uluçay'dan başka çırpınan yok sanatsal yapıtlar üretmek konusunda, ve karşılıklarını aldıkları ödüllerle alıyorlar, tanınmasalar da umurlarında bile değil, çünkü düşünceleri para kazanmaktan ziyade sanatsal yapıtlar üretebilmek. Tabi düşündürücü olan da şudur ki malesef herkes Recep İvedik'i bu yönetmenlerden daha fazla tanır. Malesef 15 günde çekilen filmler ülkemizde gişe rekorları kırıyor. Malesef hâla "Hababam Sınıfı, Recep İvedik, Küçük Kıyamet, Çılgın Dersane, Muro ..." gibi filmleri izlemek için para veriyoruz gişelerde. Oysaki bunların tek amacı var, o da para kazanmak. Elbette her film bu amaçla çekilir ancak sadece bu amaç düşünülmez gerçek bir yapıtta. Her filmde sanatı ön planda tutmak olmalıdır amaç. Bundan 20 yıl sonra, şu anda "dünyayı kurtaran adam" gibi filmlere nasıl bakıyorsak işte bu 'yapıt'lara da öyle bakacağız, emin olun, ve anlayacaksınız ki şu anda, 30 yıldan beri sinema konusunda en ufak bir ilerleme bile kaydedememişiz.

İyi ve bilinçli seyirler dileğiyle...
Ercan POLAT

1 kişi tarafından 4.0 olarak değerlendirildi

  • Currently 4/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Sinema



Bu site BlogEngine.NET 1.4.5.0 ile oluşturulmuştur. Türkçe çevirisi BlogEngine TR ekibi tarafından yapılmıştır.

Ercan POLAT

1987 İstanbul doğumludur, asıl memleketi Malatya'dır.    
İlk öğrenimine Küçükçekmece - Yunus Emre İlköğretim Okulu'nda başlamış, Bey-Koop Ali Çebi İlköğretim Okulu'nda bitirmiştir.
2005 yılında Avcılar Endüstri Meslek Lisesi, bilgisayar bölümünden mezun olmuştur.
2008 yılında Trakya Üniversitesi, Bilgisayar Teknolojisi ve Programlama bölümünü bitirmiştir.
Bir müddet özel bi firmada yazılım geliştirici olarak çalışmıştır. 
"Hiçkimseye benzemem, beni tanıyanlar bilirler. Ve şunu da bilirler, hayatları boyunca benim benzerimi dâhi tanımayacaklardır..." 

İletişim Bilgileri

Calendar

<<  Mart 2010  >>
PaSaÇaPeCuCuPa
22232425262728
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930311234

Yazıları geniş takvimde göster

Son Yazılar